- Gösterim: 211
Atopik dermatit (egzama), tipik olarak klinik alevlenmelerle seyreden, sık görülen, oldukça kaşıntılı, kronik bir cilt hastalığıdır. Geleneksel tedavi esas olarak topikal kortikosteroidler ve topikal kalsinörin inhibitörleri gibi topikal anti-inflamatuar ajanların kullanımından oluşur. Bu tedaviler klinik bulgularda kısa vadeli yüksek bir etkinliğe sahiptir ancak klinik alevlenmeler arasında uzun vadeli remisyonlar sağlamaları zordur. Bu nedenle, alevlenmelerin önlenmesini hedefleyen uzun vadeli tedavi disiplinleri gerekmektedir. Bilimsel çalışmalar atopik dermatit hastalarının normal görünen lezyonsuz ciltlerinin immünobiyolojik olarak normal olmadığını, görünmez bir inflamasyon ve cilt bariyerinde kusurun varlığını desteklemektedir. Klinik bulguların olduğu cilt lezyonlarına anti-inflamatuar tedavinin uygun sürelerde kullanılması ve klinik düzelme olduktan sonra eski lezyon bölgelerine anti-inflamatuar tedavinin düşük dozlarda ve aralıklı olarak kullanılmaya devam edilmesi önerilmektedir. Son yıllarda klinik etkinliği ve güvenliği ile önerilen bu tedavi yaklaşımı "proaktif tedavi" olarak tanımlanmaktadır. Proaktif tedavilerde ara verilmeksizin tüm vücutta cilt bariyerinin desteklenmesi için nemlendirici kullanımı istenmektedir.
Atopik egzamada uzun vadeli tedavi, en yüksek klinik etkinlik ve minimum yan etkiyi sağlayarak cilt bariyer disfonksiyonunu ve immün sistem kaynaklı ciltte gelişen inflamasyonu hedeflemektedir. Bu amaçla topikal antienflamatuarlar ve cilt nemlendiricileri kullanılmaktadır. Atopik dermatit için çeşitli sistemik tedavi seçenekleri tanımlanmıştır, ancak bunlar yan etkileri nedeniyle nadiren ve yalnızca şiddetli egzamalarda tercih edilmektedir. Atopik dermatitin geleneksel topikal tedavileri, görünür cilt lezyonlarının klinik şiddetine ve evresine göre potansiyelleri seçilen topikal steroidler ile yapılmaktadır. Tedavide görünürde hiçbir cilt lezyonu kalmadığında, topikal tedavi kullanım sıklığı azaltılarak tamamen kesilmekte ve bir nemlendirici ile devam edilmektedir. Tedavinin başlanması ve kesilmesi, cilt lezyonlarının klinik takibi ve cevabına göre yapıldığı için bu tedaviler günümüzde "reaktif tedavi" olarak adlandırılmaktadır. Bu amaçla topikal kortikosteroidler ve topikal kalsinörin inhibitörleri en sık tercih edilen ilaç gruplarıdır. Egzama alevlenmeleri çoğu bu topikaller ile başarılı bir şekilde kontrol altına alınmaktadır. Ancak atopik egzamada tekrarlayan alevlenmelerin uzun vadeli kontrolünü sağlayamamaktadır.
Cilt bariyer fonksiyonu ve cildin inflamasyonu üzerine çalışmalar arttıkça atopik dermatit hakkında bilgilerimiz çok önemli bir gerçeği ortaya çıkarmaktadır: Atopik dermatitte normal görünen, klinik lezyonsuz cildin aslında normal olmadığı. Lezyonsuz cilt çıplak gözle normal görünebilir, ancak subklinik inflamasyonun birçok belirtisi gösterilmiştir.
- Atopik dermatit hastalarının normal cildinde bir cilt bariyer kusuru var
- cildinin bariyer fonksiyonu hasarlı olduğu transepidermal su kaybının artışı ile gösterilmişitir.
- cildin bariyer fonskyonunda görev alan filaggrin proteinlerinde atopik dermatitili hastalda genetik bir mutasyon var
- cildin en dış tabakası olan stratum korneumda korneositlerin hücre duvarları ile oluşan lipid çift tabakasındaki uzun zincirli yağ asitlerinin oranı atopik egzama cildinde normale göre %60 oranında azaldığı gösterilmiştir.
- Atopik dermatit hastalarının normal cildinde sürekli minimal bir inflamasyon var
- lezyonların olmadığı normal ciltte histolojik incelemede venüllerin aktivasyonunu ve lenfositik infiltrasyonu gösterilmiştir.
- lezyonların olmadığı normal ciltte IgE aracılı alerjen sunumu için önemli bir reseptör olan Langerhans hücrelerinin yüzeyindeki yüksek afiniteli immünoglobulin E (IgE) reseptörlerinin yoğunluğu yüksek bulunmuştur.
Atopik egzamanın doğal klinik döngüsünün kontrol altına alınması için bu bilgilerden yola çıkılarak "proaktif tedavi" protokolleri geliştirilmiştir. Bu protokollerde tüm lezyonlar büyük ölçüde iyileşene kadar yoğun bir topikal anti-inflamatuar tedavi ile başlanır. Sonrasında aynı alanlara uzun süreli, düşük doz ve aralıklı anti-inflamatuar tedaviler devam ederken tüm vücuda günlük olarak nemlendirici kullanılmaktadır. Burada amaç, lezyonlar klinik olarak iyileşmiş olmakla birlikte devam eden minimal inflamasyon için minimal anti-inflamatuar kullanımı ve cildin kusurlu bariyer fonksiyonu için sürekli nemlendirici kullanımıdır. Böylece hastalığın kendi klinik kontrolü proaktif tedavi ile sağlanmış olmaktadır.
Topikal kortikosteroidler ve kalsinörin inhibitörleri ile yapılan çalışmalar, proaktif tedavi protokollerinin klinik etkinliğini göstermektedir. Hafif ve orta şiddetli atopik dermatit hastalarında uzun süreli bir klinik remisyon için (daha az cilt lezyonu, daha kısa süren alevlenme, daha uzun alevlenmesiz aralıklar ve daha iyi bir yaşam kalitesi) anti-inflamatuar olarak kalsinörin inhibitörlerinden takrolimus topikal olarak tercih edilebilir. Orta ve ağır şiddetli atopik dermatit hastalarında uzun süreli bir klinik remisyon için (daha az cilt lezyonu, daha kısa süren alevlenme, daha uzun alevlenmesiz aralıklar ve daha iyi bir yaşam kalitesi) anti-inflamatuar olarak potansiyel kortikosteroidler topikal olarak tercih edilebilir.
Atopik dermatitte kusurlu bir doğuştan bağışıklık sistemi olduğu için ciltte S. aureus kolonizasyonu klinik alevlenme ve şiddetli impetiginizasyona yol açabilir. S. aureus kolonizasyonunun yoğunluğunu azaltmak için topikal antibiyotikler yerine topikal antiseptiklerin kullanımı önerilmektedir; triklosan, klorheksidin glukonat veya mikro gümüş içerikli temizleyiciler önerilmektedir. Antiseptik banyolar için potasyum permanganat (KMnO4) ve sodyum hipoklorit kullanılabilir. Gümüş kaplamalı tekstiller antiseptik özelliklere sahip oldukları için günlük kullanımda faydalı olabilir.
Proaktif topikal tedavilerde cildin bariyer fonksiyonunun desteklenmesi için seramid ve hyaluronik asit içerikli nemlendiriciler kullanılabilir.