Şakak Estetiği

Toplumun ağız sağlığı konusundaki farkındalığının artması ve ağız bakım ihtiyaçlarının çeşitlenmesiyle birlikte bireyler; diş macunları, diş ve dil fırçaları, diş iplikleri, gargara solüsyonları, protez temizleyicileri, diş beyazlatma ajanları, sakızlar ve pastiller gibi aktif bileşen içeren geniş bir yelpazedeki ürünleri günlük rutinlerinde kullanmaktadır. Bu ürünlerin içerdiği kimyasalların ağız mukozası ile olan yakın teması, kontakt (temas) stomatitlerin gelişim nedenleri arasında tanımlanmaktadır. Tetikleyici bir maddenin ağız mukozasıyla doğrudan teması; kimyasal yanık ve irritasyondan, antijen-antikor reaksiyonu ile şekillenen alerjik yanıtlara kadar uzanabilen lokal reaksiyonlara yol açabilmektedir. Bu reaksiyonlara bağlı olarak ağız mukozası, diş etleri, dil, dudaklar ve hatta ağız çevresinde klinik belirtiler ortaya çıkarken; bu tabloya yanma hissi, ağrı ve tat duyusu değişiklikleri eşlik edebilmektedir.

Ağız hijyeni ürünlerinin çeşitliliği arttıkça, bu ürünlere bağlı reaksiyonların görülme sıklığının da artacağı öngörülmektedir. Bu ürünlerin ağız çevresi, dudaklar ve intraoral dokularda oluşturabileceği yan etkilere dair literatürdeki veriler oldukça sınırlıdır; bu nedenle söz konusu ürünler genellikle 'düşük riskli' olarak kabul edilmektedir. Ancak son yıllarda bildirilen vaka artışları, bu ürünlerle ilişkili klinik durumların daha fazla önemsenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Örneğin, yapılan bir çalışmada dudak bölgesinde şikâyeti olan bireylerde diş macunu bileşenlerine karşı pozitif deri yama testi (patch test) görülme sıklığı, kontrol grubuna kıyasla yaklaşık 10 kat daha yüksek bulunmuştur.

Ağız ve perioral bölgede izlenen lokal kontakt reaksiyonlarla en sık ilişkilendirilen ürünler diş macunlarıdır. Ağız hijyeninin korunması ve geliştirilmesinde diş macunu kullanımının temel bir gereklilik olduğu gerçeği, her bir milyon kişi başına yıllık 620–800 tonluk bir tüketim hacmiyle desteklenmektedir. Diş macunları; aktif ve inaktif bileşenlerin kompleks karışımlarından oluşan formülasyonlardır. Aktif bileşenler; antikaryojenik, desensitize edici ve antimikrobiyal ajanları kapsarken; inaktif bileşenler aşındırıcılar, deterjanlar, aroma vericiler, hümektanlar (nemlendiriciler), kıvam artırıcılar (bağlayıcılar) ve peroksitlerden oluşmaktadır. Diş macunları, içerdikleri temel aktif bileşenlere göre; standart florürlü, hassasiyet giderici, beyazlatıcı ve periodontal sağlığa yönelik ürünler olarak sınıflandırılabilir. Avrupa Kozmetik Yönetmeliği (EC) No. 1223/2009 uyarınca diş macunlarının 'kozmetik ürün' kategorisinde sınıflandırılması, ürün içeriklerinin ve bunlara bağlı gelişen advers etkilerin farmakovijilans düzeyinde kapsamlı değerlendirilmesini kısıtlayabilmektedir.

Diş macunu bileşenleri arasında sodyum lauril sülfat (SLS), pirofosfat ve heksametafosfat gibi kimyasalların yanı sıra; sinnamik aldehit (tarçın aldehidi), tarçın yağı, nane ve karabiber gibi aromatik maddeler reaksiyonlardan sorumlu tutulmaktadır. Genellikle nane, nane yağı, karvon ve anetol içeren koku karışımlarından (fragrance mix) oluşan diş macunu aromalarının, en yaygın dental alerjenleri temsil ettiği kabul edilmektedir. Diş macunu aromalarındaki diğer potansiyel alerjenler arasında mentol ve dipenten yer alırken; klorheksidin, kalay florür (stannous fluoride), triklosan, propolis ve hidrojen peroksit gibi maddelerle daha nadir karşılaşılmaktadır.

Diş macununa bağlı alerjik kontakt stomatit tanısı; deri yama testlerinde (patch test) pozitif sonuç alınmasına ve şüpheli diş macununun eliminasyonunu takiben klinik semptomların gerilemesine dayanmaktadır. Ancak, bu amaçla kullanılabilecek standardize edilmiş hazır yama testi panelleri bulunmadığı gibi, hazırlanacak numunelerin konsantrasyonlarına ilişkin kesin bir protokol de mevcut değildir. Seyreltilmemiş diş macunu ile yapılan yama testleri irritan etkiler nedeniyle 'yanlış pozitif' sonuçlara yol açabilirken; aşırı seyreltilmiş numuneler 'yanlış negatif' sonuçlar doğurabilmektedir. Nane ve mentol arasındaki çapraz reaksiyon (cross-reactivity) potansiyeli bulunmaktadır.

Pek çok diş macunu ve ağız bakım ürünü sodyum florür (NaF) içerir ve temel olarak dişlerde çürük profilaksisi sağlar. Sodyum florür, diş hekimliğinde adeta bir 'İsviçre çakısı' işlevi görmektedir ve modern ağız bakım ürünlerinde en çok tercih edilen aktif bileşen haline gelmiştir. Ancak günümüzde sodyum florürün yerini; antibakteriyel, anti-erozif, remineralizasyonu destekleyici, halitozisi (ağız kokusu) giderici ve ekstrinsik lekeleri uzaklaştırıcı özellikleri nedeniyle peroksit, pirofosfat, heksametafosfat ve kalay florür (stannous fluoride) gibi ajanlar almaktadır.

Diş macunları, sürfaktan olarak adlandırılan sentetik deterjanlar içerir; bu maddeler sadece köpürme eylemi sağlamakla kalmaz, aynı zamanda diş macununun ağız boşluğuna yayılmasına da yardımcı olur. Bu deterjanlardan biri olan sodyum lauril sülfat(SLS), mukoza irritasyonu, deri geçirgenliği ve diş eti kan akışını artırma riski ile ilişkilendirilmiştir.

Pirofosfat ve Heksametafosfat özellikle "tartar kontrolü" (anti-calculus) ajanlarıdır. Her ikisinin acı bir tadı olduğundan, tartar kontrolü sağlayan diş macunlarında aroma verici maddelerin miktarı daha yüksek olma eğilimindedir ve bu artış bazı bireylerde aromalar iritan etkiye katkıda bulunabilir. Sodyum Heksametafosfat (SHMP) hem tartar kontrolü sağlar hem de leke oluşumunu engeller. Ancak yüksek konsantrasyonlarda mukoza üzerinde hafif deskuamasyona (soyulma) neden olabilir.

Diş macununa bağlı dudaklarda gelişen dermatitler(keilit) ile ilişkilendirilen bir diğer sürfaktan ise kokamidopropil betaindir.

Ağzı bakım ürünleri ve diş macunlarında bulunan "kalay florür" antimikrobiyal, diş eti ve dişlerde duyarlılık giderici ve çürük önleyici faydaları kullanılan inorganik bir bileşiktir. Kalay(II) florürün hassasiyet üzerindeki etkisi, potasyum nitrat gibi "sinir yatıştırıcı" ajanlardan farklıdır. Kalay florür fiziksel bir bariyer oluşturur. Kalay iyonlarının bazı durumlarda (özellikle eski formüllerde) diş yüzeyinde ekstrinsik (dışsal) lekelenmeye neden olabildiği bilinir. Kalay florür ağızda temas dermatitine neden olarak inflamatuar bir reaksiyona; ağız içerisinde eritemli ve ağrılı ülserasyon, kabarcıklar ile yanma hissine neden olabilmektedir.Bu da kalay florür içeren ağzı bakım ürünleri ile ağız yaraları arasında potansiyel bir ilişki olduğunu düşündürmektedir. 

Türkçede Kalay(II) florür olarak bilinen stannous fluoride (SnF2), özellikle diş macunları ve ağız bakım ürünlerinde yaygın olarak tercih edilen çok fonksiyonlu aktif bir bileşiktir. Çok yönlü etkinliğiyle öne çıkan bu bileşik, diş minesini asit ataklarına karşı daha dirençli hale getirerek demineralize bölgelerin remineralizasyonunu sağlar ve böylece çürük oluşumunu engeller. Antimikrobiyal özellikleri sayesinde, diş eti sınırı boyunca biriken dental plaktaki patojenleri inhibe ederek diş eti kanamalarını ve diş eti iltihabını (jinjivit) önlemeye yardımcı olur. Ayrıca dişlerin içinde pulpaya (sinir dokusuna) uzanan dentin kanallarını (tübülleri) oklüzyon yoluyla tıkayarak; sıcak, soğuk veya tatlı gıdaların sinir uçlarını uyarmasını engeller ve dentin hassasiyetini minimize eder.

Özellikle Oral-B, Crest ve Sensodyne gibi global markalar, bu bileşiği stabilize ederek modern diş macunu teknolojisinde bir standart haline getirmişlerdir. Meridol® Serisi, Oral-B® Gum Purifying, Sensodyne® Hızlı Rahatlama (Fast Action), Oral-B® Calm, Regenerate® Advanced, Colgate® Total, Oral-B® Pro Expert ve Elmex® Enamel Protection; formülasyonunda stabilize kalay florür barındıran başlıca ürünler arasında yer almaktadır.

Bu ürünlerin içerikleri incelendiğinde; kalay florürün yanı sıra sodyum heksametafosfat, hidratlı silis (hydrated silica), gliserin, sodyum sakarin, çinko laktat, trisodyum fosfat, sodyum lauril sülfat (SLS), sodyum glutamat, karragenan, titanyum dioksit ve selüloz sakızı gibi bileşenlerin kombinasyonu dikkat çekmektedir. Özellikle listede yer alan Sodyum Lauril Sülfat (SLS), Sodyum Sakarin ve Karragenan, literatürde mukoza irritasyonu ve alerjik reaksiyonlarla en çok ilişkilendirilen bileşenlerdir. Çinko Laktat ağız kokusuna karşı (VSC - uçucu kükürt bileşiklerini inhibe ederek) etkilidir ancak bazı hastalarda metalik tat algısını artırabilir.

Avrupa Komisyonu kozmetik ürünlerdeki kalay florürün maksimum konsantrasyonunun %0,15 (saf veya diğer bileşiklerle karıştırılmış) olmasını sınırlandırıken kalay florür içeren ürünlerin ambalajında ​​bileşenin mutlaka belirtilmesini istemektedir. Kozmetik ürünlerdeki kalay florür konsantrasyonu, kozmetik ambalajlarında hiçbir zaman belirtilmez ancak belirtilmesi zorunludur; bu durum, konsantrasyon yasal sınırın üzerinde olduğunda bazı ağız sağlığı sorunlarına yol açabilir. 

Kalay florür içeren diş macunu kullanımına bağlı olarak; intraoral bölgede ve perioral alanda haftalarca, hatta aylarca sürebilen, tekrarlayan ağrı ve yanma hissinin eşlik ettiği bir klinik tablo izlenmektedir. Bu tabloya ödem, beyaz renkli mikrovezikül ve vezikül formasyonları, fissürler (çatlaklar), nekrotik doku dökülmeleri (deskuamasyon), ülserasyonlar, krutlanma (kabuklanma) ve keilitis eşlik etmektedir. Lezyonlar tipik olarak labial mukoza, gingiva (diş etleri), ağız tabanı ve dilin ventral yüzeyi gibi anatomik bölgelerde lokalize olmaktadır; bu bölgeler, tükürük ve diş macunu bileşenlerinin temas süresinin ve yoğunluğunun en fazla olduğu alanlardır. Lezyonlardaki beyaz görünüm, oral mukozal epiteldeki protein koagülasyonuna ikincil olarak gelişmektedir. Kalay florürün indüklediği bu beyaz protein koagülasyonunun primer bir kimyasal yanık (chemical burn) mı yoksa lokal sitotoksisite kaynaklı bir yanıt mı olduğu literatürde halen tartışma konusudur.

Bilindiği üzere; ağız boşluğunda toksisite veya hassasiyete yol açtığı kanıtlanmış başlıca diş macunu bileşenleri Sodyum Lauril Sülfat (SLS), tarçın türevleri, limonen ve sodyum florürdür. Son yıllarda bu literatüre kalay(II) florür (SnF2) de dahil olmuştur. SLS'nin mukoza geçirgenliğini artırarak diğer alerjenlerin (bu vakada kalay florür gibi) doku derinliğine sızmasını kolaylaştırdığına dair veriler mevcuttur. Eğer formülasyonda her iki madde de varsa, reaksiyonun şiddeti bu sinerjiye bağlanabilir. İntraoral bölgede beyaz bir lezyon varlığında; şüpheli kalay florür içerikli diş macununun kullanımına bir ay süreyle ara verilmesi ve ardından ürünün tekrar başlanmasıyla semptomların seyretme/nüks etme durumunun gözlemlenmesi (re-challenge testi), tanısal açıdan büyük önem taşımaktadır. "1 ay ara verme" süresi, mukozanın rejenerasyonu ve semptomların tamamen sönümlenmesi için oldukça ideal ve güvenli bir süredir.

Kalay(II) florür başta olmak üzere diğer diş macunu bileşenlerine bağlı gelişen kontakt stomatit ve kimyasal yanık vakalarında tedavi, hem semptomatik rahatlamayı hem de doku iyileşmesini hedefleyen basamaklı bir yaklaşımdan düzenlenmelidir. Bu düzenleme ile klinik genellikle 7-10 gün içinde dramatik şekilde geriler. 1 ay sonunda doku tamamen normalize olur. Eğer hastada tanıdan emin olmak için ürün tekrar başlanacaksa, bu işlem hekim kontrolünde yapılmalı ve olası bir şiddetli reaksiyon (anjiyoödem vb.) riski göz önünde bulundurulmalıdır. Tekrarlayan vakalarda, hastanın sadece kalay florüre değil, diğer koruyucu (paraben, benzoat) veya aromatik maddelere (limonen, öjenol) karşı gizli bir alerjisi olup olmadığını anlamak için kapsamlı bir "Standard European Patch Test" paneli uygulanmalıdır.

  • Tedavinin en kritik adımı, reaksiyona neden olan ajanın derhal kesilmesidir. Kalay florür içermeyen, mümkünse "SLS-free" (Sodyum Lauril Sülfat içermeyen) ve aromasız (nane/tarçın içermeyen) "pure" diş macunlarına geçilmelidir. Çocuk diş macunları veya nötr içerikli medikal diş macunları bu süreçte mukoza iyileşmesini desteklemek için tercih edilebilir.
  • Mukoza üzerindeki ağrı ve yanma hissini azaltmak için bariyer oluşturucu ve analjezik ajanlar kullanılır.  Yemeklerden önce ağrıyı azaltmak amacıyla anestezik içeren jeller veya spreyler uygulanabilir. Hyaluronik asit bazlı ağız içi jeller veya spreyler  lezyonun üzerini kaplayarak hem ağrıyı azaltır hem de doku rejenerasyonunu hızlandırır. Karbonatlı su (sodyum bikarbonat) ile yapılan ılık gargaralar, ağız içi pH'ını dengeleyerek irritasyonu hafifletebilir.
  • Eğer lezyonlar ülseratif veya şiddetli deskuamatif seyrediyorsa ilaç tedavisine geçilir. Orta ve şiddetli vakalarda Triamsinolon asetonid gibi mukozaya yapışan patlar günde 2-3 kez uygulanır. Bu, hem inflamasyonu baskılar hem de iyileşme süresini kısaltır. Sekonder enfeksiyon riskini önlemek için alkolsüz klorheksidin gargaralar kullanılabilir. Ancak alkollü formlardan, dokuyu daha fazla kurutup yakacağı için kesinlikle kaçınılmalıdır.
  • İyileşme sürecinde (genellikle 7-14 gün) mukozal travmayı minimize etmek gerekir.  Asitli (turunçgiller, sirke), baharatlı, aşırı sıcak ve sert gıdalardan (cips, sert ekmek kabuğu vb.) uzak durulmalıdır.

Adres: Çakmak Erdem Hastahanesi, Alemdağ Cad. Sezer Sok. No: 3-5 Ümraniye - İstanbul
GSM: 0850 222 0 494
Bu sitedeki bilgiler doktor ya da eczacıya danışmanın yerine geçmez. Sitedeki bilgi, yorum ve görüntüler kişileri bilgilendirme amaçlı olup, tanı ve tedaviye yönlendirme amaçlı değildir.

© 2026 Hakan Buzoğlu.
ByFlash Web Agency