- Gösterim: 166
Çevresel kaynaklı yaşlanma (fotoyaşlanma) ve çeşitli cilt patolojilerinde (cilt kanserleri ve dermatolojik hastalıklar) geleneksel odak noktamız, güneş radyasyonunun bir alt kümesi olan ultraviyole (UV) ışınları üzerindeydi. Bu doğrultuda geliştirilen fotokoruma stratejileri, neredeyse tamamen UV odaklı bir perspektife sahipti. Ancak son yıllarda, güneş radyasyonunun yaklaşık yarısını oluşturan görünür ışığın (visible light) ciltle etkileşimi ve neden olduğu hücresel değişikliklerin mekanizmaları daha net anlaşıldıkça, fotokorumaya dair genel bakış açımız köklü bir değişime uğramıştır. Bu yeni stratejiler, cilt bakım ürünlerinin formülasyon yapılarının evrilmesine ve görünür ışığa duyarlı dermatolojik hastalıkların(fotodermatoloji) klinik olarak yeniden tanımlanmasını ve değerlendirilmesine olanak sağlamıştır.
400-700 nm dalga boyları arasında yer alan görünür ışık (Visible Light, VL), güneş radyasyonu spektrumunun yaklaşık yarısını oluşturur. VL, günümüzde güneş ışığının biyolojik olarak aktif bir bileşeni olarak kabul edilmekte ve insan derisi üzerinde belirgin biyolojik etkiler göstermektedir. Geleneksel fotokoruma stratejilerinin birincil odağı ultraviyole radyasyon (UVR) olsa da; artan kanıtlar, özellikle mavi spektrumdaki yüksek enerjili görünür ışığın (High-Energy Visible Light, HEVL), ciltte eritem, inflamasyon, oksidatif stres, kalıcı hiperpigmentasyon ve fotoyaşlanma süreçlerine doğrudan katkıda bulunduğunu doğrulamaktadır.
Yeni bilimsel veriler, görünür ışık ile ultraviyole A1 (UVA1) arasında sinerjik bir etkileşim olduğunu ve bu birlikteliğin ciltteki pigmentasyon yanıtını şiddetlendirdiğini göstermektedir. Görünür ışığın bu etkileri; melanosit duyarlılığının yüksek olduğu, melazma ve post-inflamatuar hiperpigmentasyon (PIH) gibi bozuklukların daha sık görüldüğü koyu tenli (yüksek fototipli) bireylerde çok daha belirgindir. Ayrıca VL; sistemik lupus eritematozus (SLE), porfiriler ve solar ürtiker dahil olmak üzere pek çok fotodermatözün patogenezinde ve alevlenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Bu tüm bulgular ile birlikte görünür ışığın pencerelerden geçebilmesi, led lambalar ve dijital ekranlardan (daha düşük dozda da olsa) yayılması nedeniyle, fotodermatözü olan veya melazmalı hastaların iç mekanlarda da fotokorumaya devam etmesi gerektiği klinik bir zorunluluk olmalıdır.
Günlük yaşamda görünür ışığın birincil kaynağı, Dünya yüzeyine ulaşan toplam güneş ışığının yaklaşık %45'ini oluşturan güneş radyasyonudur. Güneş ışığı, açık alanlarda ortalama 53 mW/cm² seviyesinde bir ışınım şiddetine (irradiance) sahiptir. Öte yandan günlük hayatta sıkça etkileşimde bulunduğumuz elektronik cihazlar ve ortam aydınlatmalarında, ağırlıklı olarak mavi ışık (400–490 nm) yayan ışık yayan diyot (LED) teknolojileri kullanılmaktadır. Görünür ışık ayrıca tedavi amaçlı IPL (Intense Pulsed Light) ve lazer sistemlerinde, LED lambalarda ve halojen bazlı cihazlarda da yer almaktadır. Bireyler olarak cihaz boyutuna, ekran parlaklığına ve kullanım mesafesine bağlı olarak sürekli bir görünür ışık maruziyetine sahibiz. Ancak bu maruziyetin şiddeti, güneş ışığı ile kıyaslandığında 99 ila 1000 kat daha düşüktür. Örneğin, kaydedilen en yüksek yapay görünür ışınım verisi; %100 parlaklıkta çalışan bir tabletin 25 cm mesafeden ürettiği 0,0073 mW/cm² değeridir (güneşteki 53 mW/cm² değerine kıyasla ihmal edilebilir bir düzeydir). Uzun süreli yapay görünür ışık maruziyeti teorik olarak kümülatif bir etki potansiyeli taşısa da mevcut düşük güç çıkışları nedeniyle klinik olarak "önemsiz" kabul edilmektedir. Bu nedenle kapalı mekandaki görünür ışığa ait asıl pencereden sızan güneş ışığıdır. Tablet ve telefonlardan gelen ışık güç bakımından zayıf olsa da; bu cihazların uyku öncesi kullanımının melatonin sentezini baskıladığı ve sirkadiyen ritmi bozduğu bilinmektedir. Sirkadiyen ritim bozukluğu ise cildin gece boyu devam eden DNA onarım kapasitesini dolaylı yoldan azaltabilmesidir. Yani cihazlardan gelen görünür ışığın etkisi doğrudan fotohasar değil, "onarım sürecini sekteye uğratma" şeklindedir. Tipik bir ofis aydınlatması veya ekran kullanımının, öğle güneşindeki bir dakikalık maruziyete eşdeğer pigmentasyon oluşturması için günler hatta haftalarca kesintisiz maruziyet gerektiğini doğrulamaktadır.
Görünür Işık ve Cilt İlişkisi
Işık ciltle etkileşime girdiğinde; yansıma, saçılma (scattering) veya emilim (absorpsiyon) fenomenleri gerçekleşir. Cilt renginden bağımsız olarak, hava ve cilt arasındaki kırılma indeksindeki (refractive index) farklılık nedeniyle, gelen ışığın %4-7’si yüzeyden yansır. Geriye kalan ışığın nihai penetrasyon derinliğini ve biyolojik etkilerini ise saçılma ve emilim süreçleri belirler.
Işığın dalga boyu, bu etkileşimlerin derinliğini doğrudan etkiler. Örneğin; daha kısa dalga boyuna sahip olan mavi ışık, daha uzun dalga boylu kırmızı ışığa göre ciltte daha yüzeysel bir emilim gösterir. Ciltteki saçılma süreci, ışık fotonları ile dokudaki yüklü parçacıklar arasındaki etkileşimi tanımlar. Işık fotonları; epidermisteki keratin ve dermisteki kolajen gibi proteinleri uyarır, bu proteinler de fotonları yeniden yayar (re-emission). Keratin ışığı çok yönlü (izotropik) olarak saçarken; dermal kolajen lifleri, gelen görünür ışıkla aynı yönde foton yayılımı yaparak penetrasyon derinliğini artırma eğilimindedir.
Ciltteki saçılma olayını tanımlarken; ışık dalga boyundan küçük parçacıklar (hücre içi organeller) için Rayleigh saçılması, dalga boyundan büyük parçacıklar (kolajen lifleri, hücre çekirdeği) için Mie saçılması terimleri kullanılmaktadır. Mavi ışığın keratin tarafından daha fazla saçılmasının nedeni, kısa dalga boylarının Rayleigh saçılmasına daha duyarlı olmasıdır.
UVA1 spektrumuna komşu olan, daha kısa dalga boyuna sahip mavi ışık; doğal olarak daha düşük penetrasyon kapasitesine sahiptir, melanin tarafından güçlü şekilde emilir ve keratin tarafından saçılmaya daha yatkındır. Buna karşın, görünür ışığın uzun dalga boyu olan kırmızı ışık, genellikle dermisin daha derin katmanlarına doğru saçılır. Melanin bakımından zengin (koyu fototipli) ciltlerde ise melanin, epidermal saçılmaya da katkıda bulunarak ışığın penetrasyon derinliğinin azalmasına (bariyer etkisinin artmasına) neden olabilir. 
Fotobiyolojinin temel taşı olan "Grotthuss-Draper Kanunu"nu ışığın biyolojik bir etki yaratabilmesi için mutlaka emilmesi gerektiği kural olarak sunar. Işığın emilimi (absorpsiyon), fotonların bir molekül (kromofor) içindeki doymamış atom gruplarıyla karşılaşması durumunda meydana gelir. Her kromoforun absorpsiyon kapasitesi, gelen ışığın dalga boyuna göre değişkenlik gösterir.
-
Melanin: 200 nm ile 900 nm arasındaki geniş bir spektrumu absorbe edebilen temel koruyucu pigmenttir. Ancak melaninin absorpsiyon profili; içeriğindeki ömelanin/feomelanin oranına ve sentezini tetikleyen spesifik uyarıcıya (UVR, VL veya enflamasyon) bağlı olarak farklılık gösterir.
-
Hemoglobin: Görünür ışık spektrumunda iki karakteristik absorpsiyon tepe noktasına (peak) sahiptir: Mavi ışık bandı ve sarı/turuncu ışık bandı (542 nm ve 577 nm).
-
Sitokrom C Oksidaz (COX): Mitokondriyal elektron taşıma zincirinde yer alan bu protein, görünür ışığın kırmızı ve yakın kızılötesi (NIR) gibi daha uzun dalga boylarında maksimum emilim gösterir. Sitokrom C Oksidazın kırmızı ışık tarafından uyarılması, modern tıpta Fotobiyomodülasyon (PBM) tedavisinin temelini oluşturur. COX uyarımı sonucu artan ATP ve NO üretimi; yara iyileşmesini hızlandırır, enflamasyonu azaltır ve dermal fibroblast aktivitesini artırır.
-
Opsinler: Hem gözde hem de deride bulunan ışığa duyarlı reseptörlerdir. Derideki opsinler (özellikle Opsin-3) ağırlıklı olarak mavi ışığı absorbe ederken; Opsin-1 yeşil ışık spektrumuna da duyarlıdır. Opsin-3'ün mavi ışıkla uyarılması, özellikle melazma hastalarında melanositleri doğrudan aktive eder. Bu uyarım, tirosinaz enzim aktivitesini artıran kalsiyum bağımlı bir yolak üzerinden çalışır. Bu nedenle mavi ışık "melanosit-spesifik bir kronofotobiyolojik tetikleyici" olarak tanımlanır. Özellikle koyu cilt fototiplerinde (Fitzpatrick III-VI), UV’den daha kalıcı ve yoğun bir hiperpigmentasyona neden olduğu kanıtlanmıştır. Cildin sirkadiyen ritmi ve ciltteki opsinler aracılığıyla yerel olarak da düzenlendiği bilgisi çok yenidir. Işığın sirkadiyen ritmi bozması, cildin gece boyu yapması gereken hücresel detoksifikasyon ve onarım süreçlerini sekteye uğratarak "erken yaşlanmaya" (digital aging) katkıda bulunur.
Foton emilimi gerçekleştikten sonra, kromoforların elektronları daha yüksek bir enerji seviyesine uyarılır. Bu moleküllerin temel enerji seviyesine geri dönüş süreci; ısı açığa çıkmasıyla veya reaktif oksijen türleri (ROS), ATP, nitrik oksit (NO) ve siklik AMP (cAMP) gibi önemli biyokimyasal ürünlerin senteziyle sonuçlanır. Bu sinyal iletim yolakları; ciltte pigmentasyon artışı, oksidatif stres, ekstraselüler matris (ECM) yeniden şekillenmesi ve kolajen yıkımı ile klinik olarak kendini gösterir. Ayrıca ışık uyarımı; keratinosit matürasyonu ve cildin sirkadiyen ritim regülasyonu gibi homeostatik süreçlerde de kritik rol oynamaktadır.
Görünür ışık, UV gibi doğrudan DNA hasarı oluşturmasa da, dermiste yüksek miktarda Reaktif Oksijen Türü (ROS) üretimine yol açar. Bu durum; matriks metalloproteinazların (MMP-1) aktivasyonuna, kolajen yıkımına ve dolayısıyla fotoyaşlanmanın hızlanmasına neden olur.
Görünür ışık iki ucu keskin bir kılıç gibidir. Genel olarak görünür ışığın, daha kısa, daha yüksek enerjili dalga boyları olan mavi ışık kısmı pigmentasyon hasarına neden olur ve fotoyaşlanmaya katkıda bulunur. Daha uzun dalga boyları olan kırmızı ışık kısmı ise fotogençleşmeyi uyarabilir.
Genel popülasyon için yapay ışık önemsiz olsa da, çok şiddetli melazma veya solar ürtiker vakalarında, en düşük dozun bile (threshold dose) eşik değerin altında kalıp kalmadığı tartışmalıdır. Bu küçük grup için yapay ışık maruziyetinin bile dikkate alınabileceği küçük bir not olarak düşülebilir.
Görünür ışığın cilt üzerindeki klinik etkileri
Ciltte Eritem
Deneysel çalışmalar; koyu tenli bireylerin 320 J/cm² üzerindeki akı (fluence) değerlerinde görünür ışığın kırmızı spektrumu ile eritem geliştirebildiğini, 480 J/cm² gibi daha yüksek değerlerde ise bu yanıtın tüm cilt tiplerinde ortaya çıkabildiğini göstermiştir. Klinik eritem genellikle 24 saat içinde gerilemektedir. Özellikle görünür ışığın UVA1 ile kombinasyonu, ciltteki eritem yanıtını sinerjik bir şekilde şiddetlendirmektedir. Burada belirtilen 320-480 J/cm² değerleri oldıukça yüksek değerlerdir. Örneğin; yaz güneşinde bir saatlik maruziyetin yaklaşık 50-100 J/cm² görünür ışık sağladığı düşünülürse, eritem oluşturmak için gereken dozun oldukça yüksek olduğu ve kümülatif maruziyetin önemi daha iyi anlaşılır. Bu veriler, doğal güneş maruziyeti sırasında gelişen eritem tablosunda görünür ışığın yadsınamaz bir rolü olduğunu kanıtlamaktadır. Bu veriler ışığında, geleneksel SPF (UVB koruması) ve PPD (UVA koruması) değerlerinin ciltte eritemi durdurmakta yetersiz kaldığını; eritemi önlemek için görünür ışığı fiziksel olarak yansıtan (demir oksitler gibi) içeriklerin zorunlu olduğunu bir sonuç önerisi olarak düşünmeliyiz.
Bu süreçte gelişen eritem, doğrudan ortam ısısından bağımsızdır; radyasyonun melanin tarafından absorbe edilmesi sonucu ortaya çıkan lokal ısı üretimi ve ardından dermal subpapiller pleksus damarlarının vazodilatasyonu (genişlemesi) ile tetiklenmektedir. Daha yüksek melanin konsantrasyonu nedeniyle koyu tenli ciltler, açık tenli ciltlere oranla bu mekanizmaya karşı daha hassastır. Ayrıca oluşan bu eritem, sadece vasküler bir yanıt değil, ilerleyen süreçte ciltte artan enflamatuar medyatörlerden de kaynaklanabilmektedir.
Pigmentasyon
Görünür ışığın (VL), özellikle koyu deri fototiplerinde (Fitzpatrick III-VI) kutanöz pigmentasyonu tetikleyen birincil faktörlerden biri olduğu artık tıp literatüründe yaygın bir kabul görmüştür. Görünür ışığın mavi spektrumu (HEVL), 40–80 J/cm² gibi nispeten düşük akı değerlerinde bile pigmentasyonun en güçlü uyarıcısıyken; kırmızı spektrumun benzer bir yanıt oluşturması için yaklaşık 150 J/cm² gibi çok daha yüksek değerler gerekmektedir. Coğrafi konum ve hava koşullarına bağlı olarak, güneş ışığına maruz kalmanın ilk 15–30 dakikası içinde mavi ışık, pigmentasyonu tetikleyecek bu eşik değerlere ulaşmaktadır. Dijital ekranlardan gelen mavi ışığın bu eşik değerlere (40-80 J/cm²) ulaşması için çok uzun süreli maruziyet (günler) gerekirken, güneş altında bu sürenin sadece 15 dakika olması, hastaların risk analizini güneş ışığına odaklaması gerektiğini netleştirir.
Görünür ışık kaynaklı pigmentasyon, ultraviyole (UV) radyasyonunun oluşturduğu yanıttan iki temel noktada ayrılır: Çok daha kalıcıdır (10-22 güne kadar sürebilir) ve koyu fototiplerde daha derin bir klinik tablo sergiler. Ayrıca, maruziyet dozu arttıkça pigmentasyon yoğunluğu da doğru orantılı olarak artmaktadır. Özellikle melazma ve post-inflamatuar hiperpigmentasyon (PIH) gibi klinik tablolar görünür ışık tarafından şiddetlenmekte; eş zamanlı UVA1 maruziyeti ise bu pigmentasyon sürecini sinerjik bir etkiyle maksimize etmektedir.
Mavi ışığın bu süreci melanositlerdeki Opsin-3 reseptörleri üzerinden yürütterek pigmentasyonun en güçlü uyarıcısıdır. OPN3 aktivasyonu, kalsiyum bağımlı sinyal yolaklarını tetikleyerek neo-melanogenezi başlatır.
Görünür ışık maruziyeti sonrası ciltte anlık ve gecikmiş olmak üzere iki aşamalı bir pigmentasyon yanıtı gelişir:
-
Anlık Pigment Koyulaşması (IPD): Bazal keratinositlerde bulunan mevcut melaninin oksidasyonu ve üst tabakalara (yüzeyel keratinositlere) yeniden dağılımından kaynaklanır.
-
Gecikmiş Bronzlaşma: Daha yüksek mavi ışık akılarında (> 80 J/cm²) gözlemlenir. Bu süreç; neo-melanogenez (yeni melanin sentezi), artan moleküler ağırlıklı melanozom komplekslerinin oluşumu ve melanositlerdeki otofaji mekanizmalarının inhibe edilerek melaninin yıkımının engellenmesi sonucu ortaya çıkar. "İnhibe edilmiş otofaji" detayı çok kritiktir. Normal şartlarda keratinositler melanozomları otofaji yoluyla parçalar; ancak mavi ışık bu süreci bloke ederek pigmentin ciltte çok daha uzun süre kalmasına neden olur. Bu durum, melazma tedavisinde neden sadece leke açıcıların yetmediğini, mavi ışık korumasının neden zorunlu olduğunu bilimsel olarak kanıtlar.
Bu veriler ışığında, geleneksel SPF içeren güneş kremlerinin VL kaynaklı pigmentasyonu önlemede tamamen etkisiz kaldığı; mutlaka demir oksit (iron oxide) içeren, görünür ışığı fiziksel olarak bloke eden "tinted" (renkli) ürünlerin reçete edilmesi gerektiği sonucu vurgulanabilir.
Fotoyaşlanma
Fotoyaşlanma; pigmentasyon bozuklukları, derin kırışıklıklar ve cilt elastikiyetinin kaybı ile karakterize edilen kompleks bir süreçtir. Bu süreçte görünür ışığın (VL); mavi ve yeşil dalga boylarını kapsayan yüksek enerjili bölümü ile sarı ve kırmızı dalga boylarını içeren düşük enerjili bölümleri farklı roller üstlenmektedir. Görünür ışık, cilt üzerinde hem patolojik hem de terapötik etkiler yaratabilen çift yönlü bir fenomendir. Daha uzun dalga boylarının (kırmızı ışık), daha kısa dalga boylarından (mavi ışık/UV) kaynaklanan hasarı hafifletebileceği ve bağımsız olarak cilt sağlığına katkıda bulunabileceği bilinmektedir. Bu nedenle, potansiyel faydaları baskılayabilecek "tam spektrumlu görünür ışık koruması" ile hedeflenen "fotokoruma" arasında hassas bir denge kurulmalıdır.
Mavi Işığın (HEVL) Fototoksik Etkileri: Mavi ışık, dermal fibroblastlarda yoğun Reaktif Oksijen Türleri (ROS) üretimine yol açarak içsel antioksidan rezervlerini oksitler. Artan ROS seviyeleri; fibroblast göçünü yavaşlatır, ekstraselüler matris (ECM) bütünlüğünü bozar ve kolajen yıkımından sorumlu olan MMP-1 ile MMP-9 (matris metalloproteinaz) enzimlerini aktive eder. Eş zamanlı olarak, tip I kolajen mRNA sentezini azaltarak cildin yapısal desteğini zayıflatır. Mavi ışık kaynaklı MMP aktivasyonunu durdurmak için sadece mavi ışık fiziksel filtreleri yeterli değildir, formülasyonlara Licochalcone A, Ferulik Asit veya Vitamin E gibi spesifik antioksidanların eklenmesi ile "biyolojik fotokoruma" sağlanmalıdır.
Kırmızı Işığın (PBM) Onarıcı Etkileri: Bunun aksine kırmızı ışık, mitokondriyal sitokrom C oksidaz tarafından absorbe edilerek fotobiyomodülasyon sürecini başlatır. Bu mekanizma; yara iyileşmesini hızlandırır, kırışıklık derinliğini azaltır ve kolajen sentezini yukarı yönde (upregulate) düzenler. Ayrıca; enflamasyona, oksidatif strese (UV ve mavi ışık kaynaklı hasarlar dahil) karşı cildin savunma kapasitesini artırır ve DNA onarım mekanizmalarını aktive eder. Kırmızı ışığın sitokrom C oksidaz üzerindeki etkisi sadece onarım değil, aynı zamanda ATP üretimini artırarak hücrenin enerji metabolizmasını optimize etmesidir. Bu durum, "hücresel gençleşme" (cellular rejuvenation) destekler.
Karsinogenez
Görünür ışık (VL), ciltte ciddi oksidatif strese yol açan biyolojik bir ajandır. Deride bulunan melanin, porfirinler, flavinler ve hücresel süreçlerin bir atık ürünü olan lipofusin gibi kromoforlar, görünür ışığı absorbe ederek uyarılır ve sonuçta serbest radikal üretimine neden olur. Görünür ışık, güneş radyasyonu spektrumunun yaklaşık yarısını oluşturduğu için, güneş maruziyeti sonrası ciltte gelişen serbest radikal yükünün %50'sine kadarından tek başına sorumludur. Ayrıca, VL ve lipofusin etkileşimleri; sitotoksik etkileri olan tekli oksijen (singlet oxygen) ve triplet türlerin oluşumuna yol açar. Lipofusin birikiminin yaşla birlikte arttığı düşünülürse, görünür ışığın kanserojen etkisinin yaşlı popülasyonda (geriatrik dermatoloji) çok daha şiddetli olabileceğini açıklayabiliriz.
Görünür ışığın neden olduğu oksidatif stres ultraviyole(UV) kaynaklı p53 tümör baskılayıcı gen mutasyonlarını destekler. UV doğrudan mutasyon yaparken, görünür ışığın yarattığı kronik inflamatuar ortam, bu mutasyona uğramış hücrelerin apoptoza gitmesini engelleyerek sağ kalmalarını (pro-survival) sağlar.
Yapılan çalışmalar, 50 J/cm² (mor ışık) ile 100 J/cm² (mavi ve yeşil ışık) maruziyetinin, keratinositlerde doğrudan DNA kırılmalarını mor ışık için on kat, mavi ve yeşil ışık için ise beş kat artırdığını göstermiştir. Buna karşın kırmızı ışığın DNA kırılması üzerinde artırıcı bir etkisi saptanmamıştır. Doğrudan DNA kırılmasına ek olarak asıl tehlike "indirekt oksidatif DNA hasarıdır" (8-oxo-dG oluşumu gibi). Bu, doğrudan pirimidin dimerleri oluşturan UVB'den farklı bir onarım mekanizması gerektirir. Mavi ışık ayrıca, pro-tümöral etkileri olduğu bilinen nötrofillerin ve Tip 1 makrofajların deri dokusuna göçünü (infiltrasyonunu) stimüle eder. Ek olarak; Ki-67 ve siklin D1 gibi hücresel proliferasyon belirteçlerindeki artış, inflamatuar bir mikroçevre ile birleştiğinde, anormal DNA yapısına sahip hücrelerin çoğalması ve kanser gelişimi için uygun bir zemin hazırlar. Sonuç olarak görünür ışık; karsinogenez sürecinde UVA ve UVB ile sinerjik bir etkileşim içinde hareket ederek cilt sağlığını tehdit etmektedir. Metinde geçen "
Görünür ışık ve ışık kaynaklı cilt hastalıkları(fotodermatozlar)
Sistemik Lupus Eritematozus (SLE)
Keratinositlerin ışık kaynaklı apoptozu, hücre içi antijenlerin açığa çıkmasına neden olarak anormal bağışıklık tepkilerini şiddetlendirir. Ultraviyole (UV) ışığı, DNA’nın foton emilimi yoluyla doğrudan hasar oluşturması nedeniyle Sistemik Lupus Eritematozus'un (SLE) kanıtlanmış bir tetikleyicisidir. Ancak, yüksek akı yoğunluğundaki görünür ışık (VL) da Reaktif Oksijen Türleri (ROS) üretimi ve buna bağlı DNA hasarı üzerinden benzer etkiler yaratabilmektedir. Yapılan bir fotobiyolojik çalışmada, hastaların %16'sında ortalama 210 J/cm² akı yoğunluğundaki VL ışınlamasının ardından SLE lezyonlarının geliştiği gözlemlenmiştir. Ayrıca literatürde, kırmızı LED maske tedavisi sonrasında lupus eritematozuna benzer reaksiyonlar geliştiği de bildirilmiştir.
Işık kaynaklı apoptoz sonrası keratinosit yüzeyinde Ro (SS-A) ve La (SS-B) antijenlerinin ekspresyonu artar. VL’nin yarattığı oksidatif stresin, bu antijenlerin hücre yüzeyine taşınmasını (translokasyon) etkilmektedir.
Bu veriler ışığında; SPF/UVA-PF (SPF/PPD) oranı 1'e yaklaşan, geniş spektrumlu UVA ve UVB koruması sağlayan ürünlerin kullanımına rağmen lezyonları tetiklenen ışığa duyarlı hastalarda, mutlaka görünür ışık (VL) fotokoruması da stratejiye dahil edilmelidir.
Kırmızı ışık (630-660 nm) normalde fotobiyomodülasyon yoluyla onarıcı olsa da, SLE gibi hastalıklarda "fotohormezis" eşiği çok düşüktür. SLE tanısı olan veya şüphesi bulunan hastalarda, ev tipi LED cihazlarının kullanımı öncesinde mutlaka "foto-provokasyon testi" veya uzman görüşü alınması gerektiği bir "Güvenlik Uyarısı" olarak eklenebilir.
Porfirya
Kutanöz porfirilerde; eritropoietik protoporfiride (EPP) protoporfirin, porfiria kutanea tarda'da (PCT) ise üroporfirin gibi porfirin molekülleri ciltte anormal düzeylerde birikir. "Soret bandı" olarak bilinen dar bir spektrumdaki ışık (400–410 nm), bu porfirinlerin kompleman kaskadını aktive etmesine ve sonuç olarak anafilatoksin düzeylerinde artışa yol açar. Özellikle protoporfirin, yoğun reaktif oksijen türleri (ROS) üretimine neden olur; bu durum mast hücrelerinden mediyatör salınımını tetikler ve endotel hücre lizisi ile sonuçlanır.
Bu mekanizmalar doğrultusunda; mavi ışık koruması ve antioksidan takviyeleri, kutanöz porfirilerde fotokorumanın temel bileşenlerini oluşturur. Porfiri hastaları bu patolojiye dair kapsamlı bir fotoeğitim almalı ve mutlaka görünür ışık (VL) koruması sağlayan, yüksek örtücülüğe sahip güneş koruyucular kullanmalıdır. β-karoten, C vitamini ve E vitamini gibi oral antioksidanlar, porfiri hastalarında ROS yükünü azaltmak için kullanılmalıdır. Porfiri hastaları için en büyük risklerden biri, UV'yi süzen pencere camlarının Soret bandını (mavi ışığı) geçirmesidir. Hastalara ev ve araç içinde bile fotokoruma yapmaları gerektiği bilgisi "fotoeğitim" kısmına eklenebilir.
400-410 nm bandı, UV ve görünür ışığın tam birleşme noktasında yer alır. Bu nedenle, klasik SPF testlerinin bu bölgeyi kapsamadığını, hastaların sadece "yüksek faktörlü" değil, "renkli/fiziksel bariyerli" ürünlere muhtaç olduğunu vurgulamanız hayati önem taşır.
Güneş Ürtikeri
Güneş ürtikeri, ışığın henüz tam olarak tanımlanmamış bir fotoalerjen ile etkileşime girmesi sonucu mast hücre degranülasyonuna yol açan, kronik ve indüklenebilir bir ürtiker formudur. Bu hastalarda etki spektrumu genellikle oldukça geniştir; aynı hasta UVB, UVA ve görünür ışık (VL) dalga boylarının tamamına veya bir kısmına reaksiyon verebilir. Klinik veriler, güneş ürtikeri hastalarının yaklaşık %84'ünde VL maruziyetini takiben karakteristik ürtiker lezyonlarının geliştiğini göstermektedir. Güneş ürtikerinde her hastanın bir Minimal Ürtiker Dozu (MUD) vardır. VL duyarlılığı olan hastalarda, ofis ışıkları veya pencereden sızan gün ışığı bile bu eşik dozu aşabilir. Hastaya sadece "güneşten kaçın" demek yerine, bu eşik değerin önemi vurgulanmalıdır.
Görünür ışık, endojen kromoforlarla etkileşime girerek mast hücre aktivasyonunu doğrudan tetiklediği için, bu tablonun yönetiminde antioksidan tedaviler ikincil kalmaktadır. Fotokorumada asıl ve tercih edilen yaklaşım, VL blokajının sağlanmasıdır.
Görünür Işıktan Korunma
Günümüzde optimal tam fotokoruma; sadece UVB ve UVA radyasyonuna karşı geniş spektrumlu bir savunma sağlamakla kalmamalı, aynı zamanda kapsamını —özellikle koyu tenli bireylerde hiperpigmentasyonun ana tetikleyicisi olan— yüksek enerjili görünür ışığa (HEVL / Mavi Işık) karşı koruma sağlayacak şekilde genişletmelidir. Klasik güneşten korunma stratejileri UV odaklı olsa da, modern dermatolojik veriler özellikle Fitzpatrick III-VI fototiplerinde klinik başarının, spektrumun görünür ışık kısmının da bloke edilmesine bağlı olduğunu kanıtlamaktadır.
Fiziksel Koruyucu Önlemler
Görünür ışıktan (VL) korunmada, fiziksel bariyerler ve davranışsal stratejiler temel koruma yöntemi olmaya devam etmektedir. Bu kapsamda; güneş ışınlarının en dik geldiği 10:00–16:00 saatleri arasında dış mekan aktivitelerinden kaçınmak, gölge alanları tercih etmek, geniş kenarlı şapkalar, UV korumalı güneş gözlükleri ve fotokoruyucu giysiler (UPF değerli kumaşlar) kullanmak birincil önlemlerdir. Giysilerde sadece "kapalı giyinmek" yeterli olmayabilir. İnce, beyaz ve seyrek dokunmuş bir tişörtün koruması (yaklaşık SPF 5-7), bir güneş kremi kadar etkili değildir. Hastalara, özellikle ıslanan kumaşların koruyuculuğunun azaldığını ve sıkı dokunmuş, koyu renkli veya özel UPF 50+ sertifikalı kumaşların VL blokajında daha başarılı olduğu unutulmamalıdır.
UV İndeksi (UVI) takibi, bireylerin maruziyet riskini değerlendirmeleri için kritik bir araçtır; özellikle UVI değerinin 6 ve üzerinde olduğu durumlarda "tam koruma" protokolüne geçilmelidir. Teknolojik imkanların kısıtlı olduğu durumlarda ise basit bir alternatif olarak "Gölge Kuralı" uygulanabilir: Kişinin gölgesi kendi boyundan daha kısaysa, bu durum UV indeksinin yüksek olduğunu ve radyasyon riskinin arttığını gösterir.
Fotokoruma kılavuzları geleneksel olarak dış mekana odaklansa da, belirli klinik durumlarda iç mekan koruması da hayati önem taşır. Standart pencere camları UVB radyasyonunu etkili bir şekilde bloke edip UVA'yı değişken oranlarda süzse de, görünür ışığa (VL) karşı herhangi bir koruma sağlamaz. Bu nedenle, VL'ye duyarlı fotodermatozu, melazması veya şiddetli ışık hassasiyeti olan hastalar için araç camlarında ve iç mekan pencerelerinde güneşlikler veya görünür ışığı süzebilen özel filtreli filmlerin kullanımı önerilmelidir.
İç mekanda sadece pencere değil, aynı zamanda yoğun LED aydınlatmalar ve dijital ekranlar da (çok düşük dozda olsa da kronik maruziyette) görünür ışık yüküne katkıda bulunur. Çok hassas hastalarda iç mekan aydınlatmalarının spektrumunun (sıcak ışık tercihi gibi) değiştirilmesi bir öneri olarak sunulabilir.
Görünür ışık korumalı güneş kremleri
Güneş kremleri; bileşimleri ve fotokoruma mekanizmalarına göre organik (kimyasal), inorganik (mineral) ve hibrit formülasyonlar olarak sınıflandırılır.
-
Organik Filtreler: UV radyasyonunu absorbe ederek uyarılmış bir enerji düzeyine geçen ve bu enerjiyi ısı olarak dağıtan kromoforlar içerir. Küçük moleküler ağırlıklı kromoforlar genellikle UVB aralığını hedeflerken, büyük moleküler ağırlıklılar UVA aralığına odaklanır. Ancak geleneksel organik filtreler, emilim spektrumlarını görünür ışık (VL, >400 nm) sınırına kadar genişletemezler.
-
İnorganik Filtreler (ZnO ve TiO₂): Bu mineral filtreler UV'yi absorbe etmenin yanı sıra, özellikle uzun UVA1 ve VL dalga boylarında ışığı yansıtma ve dağıtma (scattering) özelliğine sahiptir.
-
Partikül Boyutu Sorunu: İnorganik filtrelerin mikronizasyonu (nano boyuta indirgenmesi), kozmetik kabul edilebilirliği artırıp "beyaz tabaka" sorununu çözse de, bu durum VL fotonlarını yansıtma yeteneklerini dramatik şekilde azaltır.
VL Korumasında Etkinlik: Çoğu organik filtre VL etkilerini azaltmada etkisizdir. Koruma spektrumunu VL'yi kapsayacak şekilde genişletmek için mikronize edilmemiş ZnO ve TiO₂ parçacıkları, demir oksitler, pigmentli titanyum dioksitler veya VL spektrumunda emilim yapabilen yeni nesil organik moleküllerin eklenmesi zorunludur. Bir güneş kreminin VL'ye karşı etkili olması için genellikle ciltte algılanabilir (renkli veya opak) bir tabaka oluşturması gerekir; zira bu tabaka, VL fotonlarının geri yansıtıldığının bir kanıtıdır. Nano boyutlu (<100 nm) şeffaf parçacıklar estetik olarak avantajlı olsa da VL korumasında yetersiz kalırken, nano boyutlu olmayan TiO₂ (150–300 nm) ve ZnO (200–400 nm) etkin koruma sağlar ancak dokusal ve görsel bariyerleri nedeniyle günlük kullanım uyumunu zorlaştırır.
Renkli Güneş Kremleri
Renkli güneş kremleri, görünür ışığa (VL) karşı üstün koruma sağlamanın yanı sıra, koyu tenli veya pigmentasyon kusuru olan bireylerde kozmetik kapatıcı ihtiyacını da karşılamaktadır. Bu formülasyonlar; ışığı emilim (absorpsiyon) yoluyla süzen demir oksitler (FeO) ile saçılma (scattering) yoluyla uzaklaştıran pigmentli (nano boyutlu olmayan) TiO₂'yi birleştirerek sinerjik bir koruma kalkanı oluşturur. Sarı, kırmızı ve siyah demir oksitlerin farklı oranlarda pigmentli TiO₂ ile karıştırılması, hem çeşitli fototiplere uygun renk tonlarının elde edilmesine hem de cilt üzerinde opak bir koruyucu film tabakasının oluşturulmasına olanak tanır. Sarı demir oksit, mavi ışığın en zararlı olduğu 400-450 nm bandında en yüksek absorpsiyonu yaparken; kırmızı ve siyah formlar spektrumu daha uzun dalga boylarına doğru genişletir.
Demir oksitlerin, toplam pigment karışımının fotokoruma kapasitesini dramatik şekilde artırdığının kanıtlanmasıyla birlikte, bu bileşenler VL korumasında standart hale gelmiştir. FeO, özellikle mavi ışık (HEVL) spektrumunda %84 ile %97 arasında bir koruma sağlayabilmektedir. Konsantrasyon %6-25 aralığına çıkarıldığında VL koruma etkinliği maksimum seviyeye ulaşır. Ancak bu ürünler, kozmetik kabul edilebilirliği artırsa da sınırlı renk yelpazesi nedeniyle her cilt tonuyla mükemmel uyum sağlayamama ve geleneksel formüllere göre daha yüksek maliyet gibi zorluklar barındırmaktadır. Bu durum, hem renk yelpazesinin genişletilmesi hem de renksiz (şeffaf) formülasyonları tercih edenler için pigment içermeyen etkili VL koruyucu moleküllerin geliştirilmesi ihtiyacını doğurmaktadır.
Renkli güneş kremlerindeki en büyük zorluklardan biri, hastaların kapatıcılık etkisi nedeniyle ürünü az miktarda (0.5 mg/cm²) kullanma eğilimidir. Oysa tam koruma için 2 mg/cm² standardı gereklidir. Bu nedenle, renkli ürünlerin "kat kat" uygulanması veya altına şeffaf bir koruyucu sürülmesi klinik bir tavsiyedir.
Renkli Kozmetik Ürünler/Fondöten
Demir oksit (FeO) içeren fondötenler ve benzeri kozmetik ürünler; hem medikal kamuflaj sağlama hem de cilt tonuna uygun görünür ışık (VL) koruması sunma noktasında çift yönlü bir işlev görmektedir. Ancak bu ürünlerin sunduğu VL koruma derecesi, içerisindeki FeO konsantrasyonuna ve spesifik formülasyon yapısına bağlı olarak değişkenlik gösterir. Bu nedenle FeO içeren kozmetik fondötenler; özellikle spesifik VL filtreli güneş kremlerine erişimin sınırlı olduğu durumlarda ve her zaman geniş spektrumlu UV filtreleri içeren bir güneş kremiyle kombine edilmek kaydıyla, güçlü bir yardımcı koruyucu önlem olarak klinik protokollere dahil edilmelidir. Fondötenlerin genellikle yüksek oranda pigment içerdikleri ancak nadiren yeterli SPF (UVB) veya PPD (UVA) koruması sundukları unutulmamalıdır. Bu nedenle geniş spektrumlu şeffaf bir güneş kremi sürüldükten sonra üzerine FeO içeren fondötenini uygulamasını önerilebilir. Bu tam bir fotokoruma(UVB + UVA + VL) sağlayacaktır.
Bir fondötenin "kapatıcılığı" ne kadar yüksekse (full coverage), içindeki demir oksit ve titanyum dioksit miktarı o kadar fazladır. Yüksek kapatıcılığa sahip fondötenler, ince yapılı "BB ve CC kremlere" oranla daha yüksek bir VL koruması sunmaktadır.
Fondötenlerdeki renk dengesini sağlayan sarı, kırmızı ve siyah demir oksitlerin karışımı, görünür ışığın farklı dalga boylarını absorbe eder. Sarı FeO: Mavi ışığı (en enerjik ve pigment yapıcı kısım) en iyi süzen bileşendir. Fondötenlerin ana bileşeni olan sarı pigment, bu anlamda melazma yönetiminde gizli bir kahramandır. Özellikle ofis ortamında çalışan hastalar için fondöten kullanımı, bilgisayar ve telefon ekranlarından yayılan yapay mavi ışığa karşı pratik ve sürdürülebilir bir koruma yöntemi olarak reçete edilebilir.
Yeni Organik UV Filtreleri
Çoğu organik UV filtresi, VL'ye karşı koruma hariç, 380 nm'ye kadar UVR'yi emerek işlev görür. Son yıllarda, uzun dalga UVA1 ve HEVL'ye karşı geliştirilmiş koruma sağlayan yeni nesil, geniş spektrumlu filtrelerle bu boşluk en aza indirilmiştir.
TriAsorB™ (Fenilen Bis-Difeniltriazin): TriAsorB™, UVB, UVA ve HEVL'ye karşı etkili koruma sağlayan ve %5'e kadar konsantrasyonlarda kullanım için güvenli kabul edilen, nanopartikül içermeyen geniş spektrumlu bir filtredir. TriAsorB™, VL kaynaklı oksidatif DNA hasarına karşı koruma sağlar ve UVB ve UVA radyasyonuna karşı genoprotektif etkiler gösterir. Bu etkiler, geniş spektrumlu UV filtresi Tinosorb S® ile birlikte kullanıldığında daha da arttı.
BDPB (bis-(dietilaminohidroksibenzoil benzoil) piperazin): BDPB, 350-425 nm aralığında emici özelliklere sahip, %10'a kadar konsantrasyonlarda kullanımına onay verilmiş yeni bir organik nanopartikül UV filtresidir. BDPB'nin 385 nm'de geleneksel UV filtrelerine göre pigmentasyona karşı önemli ölçüde daha fazla koruma sağladığını göstermiştir; ancak 405 nm'de önemli bir pigmentasyon koruması gözlemlenmemiştir. Şu anda hiçbir ticari güneş kremi BDPB içermemektedir ve klinik önemi araştırma aşamasındadır.
Diğer Geniş Spektrumlu Filtreler: Mexoryl 400, Tinosorb S® ve Tinosorb M®, UVA1 dalga boyu aralığına kadar uzanan geniş spektrumlu koruma sağlar. Bunların bağımsız olarak VL'ye karşı koruma sağladığına dair kesin bir kanıt olmamasına rağmen, bu filtrelerin pigmentler, nano boyutlu olmayan inorganik UV filtreleri ve yeni nesil filtreler (TriAsorB™) içeren formülasyonlara dahil edilmesi, VL korumasının sinerjik olarak artırıldığını göstermektedir.
Diğer koruyucu önlemler
Antioksidanlar: Antioksidanlar, reaktif oksijen (ROS) ve azot türlerini (RNS) nötralize eden moleküllerdir. Endojen deri antioksidanları arasında glutatyon, α-tokoferol (E vitamini), askorbik asit (C vitamini), skualen ve koenzim Q10 bulunur ve bunlar çevresel etkilere karşı koruma sağlar. Bununla birlikte, bu savunma sistemi sınırlıdır ve UVR ve VL'ye aşırı maruz kalma, kapasitesini aşarak oksidatif strese, DNA hasarına ve hiperpigmentasyon ve fotoyaşlanma gibi sonuç etkilerine yol açabilir. Ayrıca, endojen antioksidan seviyeleri yaşla birlikte azalır ve bu da fotohasara karşı duyarlılığın artmasına neden olur. VL'nin ROS ve RNS üretimini tetiklemedeki bilinen etkileri göz önüne alındığında, ekzojen topikal ve oral antioksidanlar, VL kaynaklı oksidatif stresi azaltarak ek koruma sağlayabilir.
Topikal Antioksidanlar: Antioksidanlar; UV filtrelerini stabilize etme ve oksidatif strese karşı koruma potansiyelleri nedeniyle güneş kremi formülasyonlarına yaygın olarak dahil edilmektedir. Formülasyonlara antioksidan eklenmesinin; Reaktif Oksijen Türleri (ROS), IL-1α ve MMP-1 salınımını baskılayarak Görünür Işık (VL) kaynaklı hasarları azaltmada etkili olduğu gösterilmiştir. In vivo ve in vitro çalışmalarda VL'ye karşı koruyucu fayda sağlayan antioksidanlar arasında likokalkon A, E vitamini, C vitamini, apigenin, beta-karoten, pire otu (Tanacetum parthenium) özü, soya (Glycine soja) özü, Spirulina kuru özü, dimetilmetoksi kromanol, Deschampsia antarctica sulu özü ve Caryocar villosum (hidroalkolik piquia kabuğu özü) yer almaktadır. Ek olarak; 33 katılımcıyla gerçekleştirilen randomize, plasebo kontrollü bir çalışma, niasinamid (B3 vitamini) ve mikroalg özütünün 450 nm dalga boyundaki VL kaynaklı eritem ve pigmentasyonu azaltmada etkili olduğunu kanıtlamıştır. On katılımcının yer aldığı bir diğer klinik çalışmada ise; dietilheksil siringiliden malonat, E vitamini, C vitamini, likokalkon A ve glisirretinik asit içeren bir antioksidan kokteylinin UVA1 ve VL kaynaklı pigmentasyonu hafiflettiği gözlemlenmiştir. Bu antioksidan içerikli formülasyon (SPF 50), renkli bir güneş kremi (SPF 20) ile kıyaslandığında benzer düzeyde koruma sağlamıştır.
Ağızdan Alınan Antioksidanlar
Karotenoidler, polifenoller ve nikotinamid dahil olmak üzere sistemik antioksidanlar; öncelikle UVB ve UVA fotokoruma çalışmalarına dayanarak oksidatif stresi hafifletme konusunda biyolojik kanıtlar sunmuş olsa da, Görünür Işık (VL) özelindeki kanıtlar henüz sınırlıdır. Bu nedenle, söz konusu takviyelerin etkinliklerinin daha kapsamlı çalışmalarla doğrulanması gerekmekte ve bu bileşenler yardımcı koruyucu ajanlar olarak değerlendirilmelidir.
Çoğu sistemik antioksidan için VL'ye özgü yeterli veri bulunmamasına rağmen, ticari olarak Fernblock® ismiyle temin edilen Polypodium leucotomos ekstresi (PLE), VL'ye karşı korumada yaygın olarak kullanılmaktadır. PLE; fenolik antioksidan bileşikler açısından zengin ve güçlü bir güvenlik profiline sahip olan tropikal eğrelti otu Polypodium leucotomos’tan elde edilen hidrofilik bir ekstredir. Çalışmalar; topikal PLE kullanımının melanositlerdeki Opsin-3 aktivasyonunu azaltarak, p38 melanojenik sinyal yolunu düzenleyerek ve melanin öncüllerinin fotooksidasyonunu engelleyerek VL'ye karşı koruma sağladığını göstermektedir. Ek olarak PLE'nin, VL ile ilişkili hücresel hasarı önlediği ve VL kaynaklı MMP-1 ekspresyonunu azalttığı kanıtlanmıştır.
Oral PLE takviyesi de VL'nin pigmentasyon üzerindeki etkilerini hafifletebilmektedir. Yapılan çalışmalar, 28 gün boyunca günlük 480 mg PLE kullanımının; VL kaynaklı kalıcı pigment koyulaşmasını (PPD) ve gecikmiş bronzlaşmayı önemli ölçüde azalttığını ortaya koymuştur. Ayrıca, polimorfik ışık döküntüsü (PMLE) gibi VL'ye duyarlı dermatolojik hastalıklarda, günlük 480 mg PLE takviyesi ile semptomatik iyileşme bildirildiği görülmektedir.
Fotoliyazlar
Fotoliyazlar; mavi ışığa maruz kaldığında, DNA hasarı olan siklobütan pirimidin dimerlerini (CPD) onaran, ışıkla aktive olan enzimlerdir. Bu enzimlerin güneş kremi formülasyonlarına eklenmesinin sunduğu faydalara dair artan kanıtlar bulunsa da; fotoliyazlar Görünür Işık (VL) spektrumundaki enerjiyi kullanarak aktive olurlar. Bu nedenle, VL'yi tamamen bloke eden (opak veya yüksek demir oksit içeren) formülasyonlarda etkinlikleri kısıtlanmaktadır; zira enzimlerin aktivasyonu için gereken ışık geçişi bu tür bariyerler tarafından engellenmektedir
Görünür ışık(VL) korumasında doğru ve aşamalı yaklaşım
1. Görünür ışıktan tam korunma gerekli mi?
- Koyu tenlilerde hiperpigmentasyon riskini nedeni ile görünür ışıktan korunma gereklidir.
Görünür ışık tüm fototiplerde fotoyaşlanma neden olduğu için amaçl fotoyaşlanmadan korunam ise görünğür ışıktan tam korunma istenebilir. - Görünür ışık duyarlılığı nedeni olabilecek porfiri, sistemik lupus eritemetöziz, güneş ürtikeri, melasma gibi hastalıklarda görünür ışıktan tam koruma istenebilir.
2. Görünür ışıktan korunmaya kademeli olarak geçin
- Birinci aşama; temel olarak güneşten korunma
- Güneşten korunma eğitiminin verilmesi
- a. Görünür ışığa yönelik bireysel motivasyonların değerlendirirlmesi.
- b. Görünür ışoıktan korunmanın öneminin anlatılması.
- Güneşten fiziksel olarak korunma
- Geniş kenarlı şapkalar, güneş gözlükleri ve güneşten koruyucu giysiler
- Güneşten kaçınma
- Güneş ışınlarının en yoğun olduğu saatlerde (10:00-16:00) güneşten kaçınma
- UV indeksini takip edilmesi ve UV indeksi ≥ 6 olduğunda koruma.
- Gölge kuralını kullanılması: Gölgeniz boyunuzdan kısaysa, bu yüksek UV indeksine işaret eder ve güneş koruması önerilir.
- Güneşten korunma eğitiminin verilmesi
- İkinci aşama; güneşten koruyucuların güneş kremlerine entegre edilmesi
- Geniş spektrumlu (UVB ve UVA koruması) ve FeO içeren yada TiO₂ içeren güneş kremi kullanımı.
- Görünür ışık korumalı güneş kremi yok ise
- TriAsorB™ gibi geniş spektrumlu filtreler içeren güneş kremi kullanımı
- Geniş spektrumlu (UVB ve UVA koruması) güneş kremi üzerine FeO içeren kozmetik fondötenlerin yada mikronize edilmemiş ZnO ve TiO₂ kullanımı
- Topikal antioksidanların kullanımı
- Üçüncü aşama;
- Topikal antioksidanlar kullan
- Güneş kremi uygulamadan önce veya
- Antioksidan içeren güneş kremi formülü
- Oral antioksidanlar kullan özellikle güneş ışığına maruz kalmadan önce
- Topikal antioksidanlar kullan

