- Gösterim: 252
Ciltte çatlak izleri (striae distensae), deri dokusunun mekanik gerilmesi sonucu oluşan çizgisel skarlardır. En sık kadınlarda; hamilelik, ergenlik ve obezite dönemlerinde görülürler. Çatlak oluşumunda cilt elastikiyetinin ve yapısal bütünlüğünün azalması süreci klinik olarak iki aşamada gerçekleşir: erken evre olan striae rubra (kırmızı/mor çatlaklar) ve geç evre olan striae alba (beyaz çatlaklar). Sıklıkla kaşıntı gibi hafif fiziksel rahatsızlıklar dışında, ağırlıklı olarak psikolojik ve kozmetik sorunlara neden olurlar.
Cilt çatlaklarının çok faktörlü gelişimi göz önüne alındığında; kolajen ve elastin üretiminin artırılması ile inflamasyonun azaltılması gibi cilt yeniden yapılandırma süreçlerini hedefleyen bileşen kombinasyonlarının tedavide başarılı olabileceği düşünülmektedir. Koruyucu ve tedavi edici birçok topikal yöntem önerilmekle birlikte; güncel klinik çalışmalar, tretinoinin striae rubra evresinde önemli iyileşme sağladığını, çatlak görünümünü düzelttiğini ve izlerin boyutlarında (uzunluk/genişlik) azalma sağladığını kanıtlamaktadır.
Tretinoinin glikolik asit ile kombinasyonunun ciltteki elastin içeriğini artırdığı gösterilmiştir. Bu formülasyon; hyaluronik asit ve özellikle Centella asiatica gibi bileşenlerle desteklendiğinde sinerjik bir etki yaratmaktadır. Diğer birçok topikal içeriğin klinik sonuçları ise ya yetersiz kalmakta ya da etkinlikleri kanıtlanamamaktadır. Özellikle tretinoin, glikolik asit ve hyaluronik asit kombinasyonları, striae rubra döneminde umut verici sonuçlar sunmaktadır. Beyaz çatlaklarda (striae alba) ise glikolik asit kombinasyonları klinik iyileşme sağlasa da, topikal tedaviler bu evrede genellikle sınırlı kalmaktadır. Bu noktada topikal tedavilerin; fraksiyonel CO2 lazer, radyofrekans mikroiğneleme (altın iğne) veya dermapen gibi kolajen indüksiyon terapileriyle kombine edilmesi, tedavi etkinliğini %40-60 oranında artırmaktadır. Erken evre (striae rubra) çatlaklarda, tretinoin kullanımına ek olarak Pulsed Dye Laser (PDL) gibi damarsal hedefli lazerlerin kullanımı, inflamasyonu ve kırmızılığı çok daha hızlı baskılayarak skarın kalıcılaşmasını önlemede "altın standart" olarak kabul edilmektedir.

Cilt çatlaklarında, cilde gerilme mukavemeti ve elastikiyet sağlayan üç temel bileşende (kolajen, elastin ve fibrillin) yapısal anormallikler gözlenmiştir. Cilt çatlaklarının erken dönemi olan striae rubra (kırmızı çatlaklar) evresinde; papiller dermiste ödem, elastin ve fibrillin liflerinin azalması/yeniden düzenlenmesi ve kolajen liflerinde yapısal değişiklikler ortaya çıkar. Çatlak tedavisinde genellikle sadece kolajene odaklanılır. Ancak fibrillin ve elastin liflerinin kaybı, çatlağın asıl "çökük" görüntüsüne neden olur. Bilimsel olarak, sadece kolajeni değil, elastin sentezini de uyaran Bakuchiol (gebeler için güvenli tretinoin alternatifi) veya Bakır Peptitleri kullanımı güncel bir yaklaşımdır. Ayrıca orta dermal elastik lifler etrafında, degranüle olan mast hücreleri ve makrofajların birikmesinden kaynaklanan elastoliz (elastik lif yıkımı) görülür. Degranüle olan mast hücreleri, çatlak oluşumunun en erken safhasında elastik lif yıkımının ana sorumlusudur. Bu nedenle, çatlaklar henüz kaşıntılı ve kırmızı (rubra) aşamasındayken anti-enflamatuar ajanların kullanımı, yıkımı durdurmak adına kritik bir müdahaledir. Çatlaklı dokunun, normal cilde oranla elastikiyetinin önemli ölçüde daha az olduğu kanıtlanmıştır.
Cilt çatlaklarının geç dönemi olan striae alba (beyaz çatlaklar) evresinde ise bu değişimlere ek olarak; epidermal atrofi, vaskülaritede (damarsal yapıda) azalma, rete çıkıntılarında kayıplar ve yara izine benzer yatay kolajen demetleri gözlemlenmektedir. Tedavi yaklaşımları bu biyolojik değişimleri hedeflemelidir. Hem kırmızı hem de beyaz çatlaklar üzerinde yapılan analizlerde, her iki evrede de cilt pürüzlülüğünün normal cilde göre arttığı saptanmıştır. Ayrıca, dermal yoğunlukta kolajen dejenerasyonunun normal cilde kıyasla her iki evrede de belirgin şekilde yüksek olduğu, ancak cilt hidrasyonu (nem seviyesi) bakımından sağlıklı deriyle çatlak dokusu arasında önemli bir fark bulunmadığı saptanmıştır. Cilt çatlak dokusunda hidrasyonun normal olması tedavide sadece "yoğun nemlendirici" kullanmanın neden yeterli olmadığını, doku onarıcı (tretinoin, niasinamid vb.) aktif içeriklerin mutlaka eklenmesi gerektiğini kanıtlamaktadır.
Bu nedenle cilt çatlaklarında fibroblastların uyarılması yoluyla doku kolajen seviyelerini artıran tretinoin veya Centella asiatica gibi ajanlar tedavide temel rol oynar. Çatlaklardaki atrofik etkiler göz önüne alındığında, B3 vitamini (niasin) kompleksinin bir amidi olan niasinamid; anti-enflamatuar, antipruritik (kaşıntı giderici), aydınlatıcı ve fotokoruyucu etkileri nedeniyle dermatolojide yaygın olarak kullanılan bir türevdir. Niasinamidin spesifik etkileri arasında; nitrik oksit metabolizmasını ve prostaglandin sentezini etkileyerek vasküler geçirgenliği düzenlemesi, fotokarsinogenezin inhibisyonu ve UV kaynaklı immünosupresyona (bağışıklık baskılanması) karşı koruma sağlaması yer almaktadır.
Topikal Tretinoin (Retinoik Asit)
Oldukça geniş kapsamlı bir klinik çalışmada, özellikle erken evre (striae rubra) hastalarında 6 ay boyunca %0,1 tretinoin kullanımının %80’e varan klinik iyileşme sağladığı görülmüştür. Ancak teratojenik etkileri nedeniyle gebelik döneminde kesinlikle kullanılmamalıdır. Tretinoin altın standart olsa da tahriş edici özelliği ve gebelikte yasak olması büyük bir kısıtlamadır. Güncel çalışmalar, bir fito-retinol olan Bakuchiol'ün, benzer kolajen stimülasyonu sağladığını ve gebelik/emzirme döneminde çok daha güvenli bir alternatif olarak literatürde yer bulduğunu göstermektedir.
Glikolik Asit ve Kombinasyon Tedavileri
%70’lik glikolik asit, özellikle geç dönem (striae alba) çatlaklarında kullanılmış; lezyon genişliğini önemli ölçüde azalttığı ancak tam bir iyileşme sağlamadığı gözlemlenmiştir. Tretinoin ve glikolik asit kombinasyonunun ise hem erken hem de geç dönem çatlaklarda anlamlı düzeyde klinik iyileşme sağladığı saptanmıştır. Bu kombinasyonun, beyaz çatlakların (striae alba) görünümünü iyileştirmenin yanı sıra retiküler ve papiller dermis içindeki elastin içeriğini artırdığı da kanıtlanmıştır.
Yeşil Çay (Camellia sinensis Linn)
%3’lük krem formunun klinik etkinliği incelendiğinde, çatlak görünümünü iyileştirmede orta düzeyde bir klinik yanıt alınmıştır. Bu etki; yeşil çayın anti-enflamatuar ve antioksidan aktivitelerinin yanı sıra fibroblast proliferasyonu, epitelizasyon ve kolajen sentezi yoluyla cilt yenilenmesine yardımcı olmasından kaynaklanmaktadır. Sonuçlar anlamlı olsa da bu konuda daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.
Niasin ve Türevleri
Piyasada 20 yılı aşkın süredir bulunan ve oldukça popüler olan StriVectin-SD®, aktif içerik olarak patentli bir modifiye niasin molekülü olan NIA-114’ü kullanmaktadır. Ancak bugüne kadar bu içeriğin cilt çatlakları ve yüz kırışıklıkları üzerindeki etkinliğine dair yeterli bilimsel veri ve anlamlı klinik yanıtlar bulunmamaktadır.
Centella asiatica Özü
Gebe kadınlarda profilaktik (önleyici) amaçla kullanılan ve Centella asiatica özü, alfa-tokoferol ile kolajen-elastin hidrolizatları içeren Trofolastin, 80 gebe kadın üzerinde çift kör bir çalışma ile değerlendirilmiştir. Sonuçlar, bu ürünün özellikle ergenlik döneminde çatlak geliştirmiş olan gebe kadınlar üzerinde koruyucu etkisi olduğunu göstermiştir. Klinik çalışması bulunmayan Clarins® ve doğum sonrası annelerde anlamlı sonuçlar gösteren Centellicum® da bu içeriği kullanan diğer ürünlerdir. Başka bir çalışmada ise striae rubra hastalarında soğan özü, Centella asiatica ve hyaluronik asit kombinasyonu; 12. haftada plaseboya kıyasla renk, doku, yumuşaklık ve genel görünüm açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yaratmıştır.
Diğer Topikal Yaklaşımlar
Hidroksiprolisilan C, kuşburnu yağı, Centella asiatica triterpenleri ve E vitamini içeren bir kremin (Velastisa Anti-Stretch marks ISDIN®), gebeliğin 12. haftasından itibaren kullanımının çatlak şiddetini azalttığına dair kanıtlar mevcuttur. Bu kremin, henüz çatlağı oluşmamış kadınlarda yeni izlerin önlenmesinde 9 kata kadar daha etkili olduğu saptanmıştır.
Zeytinyağı üzerine Tahran'da yürütülen çalışmalar, plasebo ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığını ortaya koymuştur. Öte yandan, nar (P. granatum) çekirdeği yağı ve ejder kanı (C. lechleri) reçine özü içeren formülasyonların dermis kalınlığı, hidrasyon ve elastisiteyi artırarak umut verici sonuçlar sunduğu görülmüştür.
Sonuç
Cilt çatlakları (striae distensae) doğrudan ciddi bir sistemik sağlık sorununa yol açmasa da, hastalara erken ve doğru tedavi sunmak hem klinik başarı hem de bireyde oluşabilecek psikolojik stresin önlenmesi açısından kritiktir. Topikal tedavilerde temel hedefin; çatlakların şiddetini azaltmak ve hastanın semptomlarını iyileştirmek olduğu, mevcut tıbbi imkanlarla çatlakları tamamen yok etmenin henüz mümkün olmadığı unutulmamalıdır.
Üzerinde en çok çalışma yapılan ajan olan %0,1 tretinoin, özellikle striae rubra (kırmızı çatlaklar) şiddetini azaltmada, lezyonların genişliğini ve uzunluğunu küçültmede etkili bir terapi olduğunu kanıtlamıştır. Bu etki, hem objektif ölçümlerle hem de hasta memnuniyetini içeren sübjektif değerlendirmelerle desteklenmiştir; ancak belirgin sonuçlar için en az 6 aylık kullanım gerekmektedir. İkinci basamak topikal seçenek olarak soğan özü + Centella asiatica + hyaluronik asit içeren kombine formülasyonlar tercih edilmelidir.
Striae alba (beyaz çatlaklar) tedavisi için klinik anlamlılık gösteren en güçlü protokol, %20 glikolik asit ve %0,05 tretinoin kombinasyonunun en az üç ay süreyle kullanımıdır.
Tedavi seçimi cilt çatlağının klinik evresine göre belirlenmelidir. Rubra evresi vasküler ve inflamatuar bir süreçtir; bu yüzden tretinoin ve niasinamid gibi ajanlar burada "onarıcı" dır. Ancak alba evresi artık bir "skar" (yara izi) dokusudur. Alba evrede sadece topikal tedaviler yerine, sunsizyon, hyaluronik asit enjeksiyonlarının yanına Fraksiyonel Lazer eklenmesi, "altın standart" kombinasyon olarak kabul edilmektedir.
Centella asiatica'nın tek başına etkinliği üzerindeki bulgular hala belirsizliğini korumakla birlikte; doğum sonrası dönemdeki kadınlarda yararlı olabileceği düşünülmektedir. Bu bileşen, hyaluronik asit gibi diğer aktif maddelerle birleştirildiğinde sinerjik bir aktivite sergileyebilmektedir. Hyaluronik asidin, fibroblastları uyararak kolajen üretimini artırdığı bilinmektedir. Özellikle intradermal (cilt içi) enjeksiyon uygulamaları, 6 aylık bir süreçte (toplam 4 seans) beyaz çatlakların görünümünü iyileştirmede umut verici sonuçlar sunmaktadır.
Koruyucu tıp kapsamında topikal tedaviler, risk grubundaki hastalar için hayati önem taşır. Ancak hamile kadınlarda tretinoin kullanımı kesinlikle kontrendikedir (yasaktır). Ergenlik döneminden kalma eski çatlakları olan hamileler için Trofolastin; doğum sonrası dönemdeki kadınlar için ise Centella asiatica ve hyaluronik asit kombinasyonu, klinik koruyuculukları nedeniyle önerilebilir. Öte yandan, aktif bileşen olarak NIA-114 kullanan ürünler ile yeşil çay ve diğer yağ-içinde-su ekstrelerinin etkinliği üzerine daha fazla kanıta dayalı çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

