İdeal Kaşlar ve Estetik Analizi

Orta ve şiddetli atopik dermatit (AD) vakalarında tedavi seçenekleri; biyolojik ajanlar ve Janus kinaz inhibitörlerinin (JAKi) klinik kullanıma girmesiyle hızla genişlemektedir. Günümüzde AD tedavisi için onaylanmış ve ülkemizde de erişilebilir durumda olan üç oral JAKi bulunmaktadır: abrositinib, barisitinib ve upadasitinib. Bu ilaçlar, atopik dermatit tedavisinde yüksek klinik etkinlik sunmalarına rağmen; ülkemizdeki yüksek tedavi maliyetleri ve özellikle belirli risk faktörlerine sahip hastalardaki potansiyel yan etkileri nedeniyle kullanım kararında, hasta seçiminde ve izlem sürecinde son derece dikkatli olunmalıdır.

Atopik dermatit, kronik inflamatuar bir hastalıktır. Hastalığın kronik yapısının neden olduğu hastalık yükü, deri tutulumunun ötesine geçerek; uyku, ruh sağlığı ve genel yaşam kalitesi dahil olmak üzere hastaların yaşamının birçok yönü üzerinde olumsuz etkilere sahiptir. Hafif klinik tablolarda topikal tedaviler yeterli iken; orta ve şiddetli durumlarda siklosporin, metotreksat ve kortikosteroidler gibi sistemik tedavilerin kullanımı önerilmektedir. Ancak bu tedavilerin etkinlikleri sınırlı olabilir ve uzun süreli kullanımları ciddi yan etkilerle ilişkilendirilebilir. Bu nedenle, kronik atopik dermatitte alternatif tedavi seçeneklerine sahip olmak büyük önem taşımaktadır. Atopik dermatit patofizyolojisini anlamada kaydedilen büyük ilerlemeler, orta ve şiddetli klinik durumlarda güvenli ve etkili sistemik tedavilerin geliştirilmesini sağlamıştır. Günümüzde atopik dermatitis tedavilerinde sadece "iyileşme" değil, klinik belirtilerde %90 düzelme ve kaşıntıda ciddi bir azalma gibi daha iddialı hedefler tanımlanmaktadır(birincil tedavi başarısı). Bunlar arasında biyolojik ajanlar ile Janus kinaz inhibitörleri yer almaktadır. Çeşitli klinik araştırmalar, bu ajanların AD hastalarında yüksek ve kalıcı klinik etkinlik gösterdiğini kanıtlamıştır.  Ancak Dupilumab, IL-13'ü daha spesifik hedefleyen Tralokinumab ve özellikle kaşıntı kontrolünde çok hızlı yanıt veren Lebrikizumab gibi yeni biyolojiklerin klinik kullanımı ve erişilebilirliği son yıllarda artmıştır. Bu ajanların JAK inhibitörlerine göre daha güvenli bir uzun dönem profil sunduğu kabul edilmektedir.

Atopik dermatitte (AD) kronik inflamasyonu tetikleyen pro-inflamatuar sitokinlerin çoğu; esas olarak interlökin (IL)-4, IL-5, IL-13, IL-22, timik stromal lenfopoietin (TSLP) ve interferon (IFN)-γ olup, bu sitokinler temel olarak JAK1 sinyal yolları aracılığıyla etki gösterir. Janus kinazlar (JAK'lar); dört izoformdan (JAK1, JAK2, JAK3 ve TYK2) oluşan hücre içi tirozin kinaz ailesidir. Hücre yüzeyindeki reseptörlere belirli sitokinlerin veya büyüme faktörlerinin bağlanmasına yanıt olarak JAK'lar, sinyal iletici ve transkripsiyon aktivatörü (STAT) proteinlerinin aktivasyonunu modüle eder. Bu süreç, hücresel işlevlerde çeşitli değişikliklerle sonuçlanır.

Hücre içi tirozin kinaz ailesine ait tüm JAK izoformlarının aynı anda inhibe edilmesi, şiddetli immünosupresyon ve istenmeyen immünomodülasyon riskini artırdığı için tercih edilmeyen bir durumdur. Bu nedenle JAK inhibitörleri (JAKi) geliştirilirken, belirli JAK izoformlarının seçici olarak baskılanması amaçlanmaktadır. Birinci jenerasyon JAK inhibitörleri arasında barisitinib, ruksolitinib ve tofasitinib yer almaktadır. Bu ilaçlar, birden fazla JAK izoformuna benzer afiniteyle bağlandıkları için seçici olmayan (pan-JAK) inhibitörler olarak görev yaparlar. İkinci jenerasyon olarak ise abrositinib ve upadasitinib geliştirilmiştir; bu ilaçlar yüksek seçicilikle JAK1 izoformuna bağlanmaktadır. JAK inhibitörleri arasındaki bu seçicilik farkı, klinik etkinlik ve yan etki profilinde belirgin farklılıklara yol açmaktadır. JAKi için seçiciliğin doza bağımlı olduğu unutulmamlaıdır. Doz yükseldikçe seçicilik azalabilir ve diğer JAK izoformları da etkilenerek yan etki riski (örneğin JAK2 inhibisyonuna bağlı anemi/trombositopeni) artabilir.

JAK ailesinin 1989 yılındaki keşfinden bu yana, bu proteinlerin normal ve patolojik süreçlerdeki rollerinin anlaşılması, çeşitli endikasyonlar için çok sayıda inhibitörün geliştirilmesini sağlamıştır. JAK inhibitörleri; alopesi areata, atopik dermatit, ankilozan spondilit, jüvenil idiyopatik artrit, psöriatik artrit, romatoid artrit (RA) ve ülseratif kolit gibi pek çok dermatolojik ve sistemik hastalıkta kullanılmaktadır. 2014-2020 yılları arasında aktif RA hastalarında tofasitinibin kullanıldığı klinik çalışmalarda; en az bir kardiyovasküler risk faktörü olan 50 yaş ve üzeri hastalarda ciddi kardiyovasküler olaylar (MACE) ve malignite riskinde artış saptanmıştır. Bu bulgular ışığında FDA, 2021 yılında inflamatuar hastalıklar için kullanılan tüm JAK inhibitörlerine yönelik ciddi bir uyarı (Black Box Warning) yayımlamış ve bu durum ilaç prospektüslerine eklenmiştir. Benzer şekilde Avrupa İlaç Ajansı (EMA) da JAK inhibitörlerinin; 65 yaş ve üzeri, kardiyovasküler riski yüksek, sigara öyküsü bulunan veya kanser riski taşıyan hastalarda yalnızca uygun bir tedavi alternatifi bulunmadığında kullanılmasını tavsiye etmiştir. Günümüzde JAKi kullanımı; tromboz riski, venöz tromboembolizm (VTE), kanser veya majör kardiyovasküler sorun riski taşıyan hasta gruplarında yüksek dikkat ve bireyselleştirilmiş risk analizi gerektirmektedir.

Tüm risk faktörlerine rağmen; sistemik JAK inhibitörlerinin orta ve şiddetli atopik dermatit ile buna eşlik eden semptomların, özellikle de kaşıntının (pruritus) tedavisinde hızlı ve kalıcı sonuçlar vermesi, dozaj esnekliği sunmaları ve oral yoldan uygulanmaları gibi belirgin avantajları bulunmaktadır. Bu ilaçların kullanımını destekleyen temel özellikler şunlardır:

  • Farmakokinetik Özellikler: JAK inhibitörleri; abrositinib için yaklaşık 5 saat, upadasitinib için 8-14 saat ve barisitinib için 12 saat gibi kısa yarı ömürlere sahiptir ve vücuttan metabolitler halinde hızla eliminize edilirler. Bu durum, yan etki gelişimi veya majör cerrahi prosedürler gibi tedavinin acilen kesilmesi gereken durumlarda önemli bir güvenlik avantajı sağlar. Barisitinib ve upadasitinib eliminasyonunda böbrek fonksiyonlarının, abrositinib metabolizmasında ise karaciğer (CYP2C19) yolaklarının kritik olduğunu belirtmek, klinisyene "hastaya özel ilaç seçimi" konusunda bilimsel bir rehberlik sunacaktır. Bu eklemeler, metninizi sadece bilgilendirici bir metinden, stratejik bir tedavi rehberine dönüştürecektir. Metnin devamında belirli bir ilaç özelinde (örneğin sadece upadasitinib veya abrositinib) derinleşmek ister misiniz?

  • Küçük moleküler yapılarının avantajları: Biyolojik ajanlar büyük proteinler ve moleküller oldukları için hücre dışı sitokinleri hedeflerken; JAK inhibitörleri küçük molekül (small molecule) yapıları sayesinde hücre zarından kolayca geçerler. Bu durum, sadece bir sitokini değil, birden fazla sitokin sinyalini (IL-4, IL-13, IL-31 vb.) aynı anda hücre içinden baskılamalarına olanak tanır. Kaşıntıdaki olağanüstü hızlarının sebebi, doğrudan duyusal nöronlar üzerindeki JAK1 yolaklarını bloke ederek "nörojenik kaşıntıyı" kesmeleridir.

  • Doz Esnekliği: JAK inhibitörleri, hastanın klinik yanıtına ve toleransına göre doz ayarlanabilmesine (titrasyon) olanak tanır. Doz esnekliği sadece etkinlik için değil, yan etki yönetimi için de kritiktir. Örneğin;

    • Upadasitinib: 15 mg ile yanıt alınamayan vakalarda 30 mg'a çıkılması veya riskli hastalarda 15 mg ile devam edilmesi seçeneği.

    • Abrositinib: 200 mg ile hızlı bir "indüksiyon" sonrası 100 mg ile "idame" tedavisine geçilerek uzun dönem yan etki riskinin minimize edilmesi.

  • İmmünojenite Yokluğu: Biyolojik tedavilerin (dupilumab, tralokinumab veya lebrikizumab) aksine JAK inhibitörleri, nötralize edici "anti-ilaç antikorları" oluşturma kapasitesi bulunmayan sentetik küçük moleküllerdir. Bu özellik, ilaca karşı ikincil yanıtsızlık riskini ortadan kaldırır. Ayrıca, özellikle mevsimsel alevlenmeler yaşayan hastalarda, tedaviye ara verilip tekrar başlanmasına olanak tanıyan "puls" (darbeli) veya ihtiyaca yönelik tedavi seçenekleri sunar. 2026 rehberlerinde "Alevlenme Odaklı Reaktif Tedavi" yerine "Proaktif Aralıklı Tedavi" olarak tartışılmaktadır. Biyolojik ajanlarda tedaviye ara vermek ilaç antikoru riskini artırırken, JAK inhibitörlerinde ilacın kesilip alevlenme döneminde tekrar başlanması farmakolojik olarak daha güvenli ve maliyet etkindir. Aralıklı kullanımda, ilacın aniden kesilmesi bazı hastalarda "rebound" (şiddetli geri dönüş) etkisine yol açabilir. Bu nedenle mevsimsel kullanımda dozun birden kesilmesi yerine, kademeli olarak azaltılarak (tapering) kesilmesi bilimsel olarak daha güvenli kabul edilir.

  • Hızlı Etki Başlangıcı: JAK inhibitörleri, özellikle kaşıntı semptomu üzerinde çok hızlı bir klinik etkinlik gösterir; hastaların önemli bir kısmında ilk günlerden itibaren belirgin rahatlama sağlar.

JAK inhibitörlerinin kullanımına ilişkin kılavuzlar dünya çapında farklılık göstermektedir. Bazı ülkeler bu ilaçları uygun hastalarda birinci basamak tedavi olarak önerirken; diğerleri JAK inhibitörlerini; siklosporin A, metotreksat (endikasyon dışı), azatioprin (endikasyon dışı) veya dar bant UV-B gibi geleneksel sistemik tedavilerin başarısızlığı, kontrendikasyonu veya advers etkilerinden sonra başvurulacak ikinci basamak tedavi olarak konumlandırmaktadır. Özellikle şiddetli kaşıntıdan muzdarip, hastalık yükü yüksek ve oral tedavi yolunu tercih eden orta-şiddetli AD hastalarında JAK inhibitörleri en uygun terapötik adaylar arasında yer almaktadır.

JAK inhibitörü reçete edilmesi ve izlemi konusunda hekimlerin eğitimi ile hastaların bilgilendirilmesi kritik önem taşımaktadır. Atopik dermatit tedavisi planlanırken; ilaçların potansiyel faydaları, riskleri ve maliyetleri her hasta için ayrı bir senaryo çerçevesinde değerlendirilmeli, gerekli laboratuvar testleri eksiksiz yapılmalı, kontrendikasyonlar titizlikle belirlenmeli ve hastalar yakından takip edilmelidir.

JAK inhibitörlerinin kesinlikle kullanılmaması gereken (kontrendike olduğu) durumlar şunlardır:

  • Aktif malignite veya son 5 yıl içinde geçirilmiş malignite öyküsü,

  • Tromboembolizm veya ciddi kardiyovasküler anomali öyküsü. Venöztromboembolizm riski sadece kişisel öyküyle değil, aynı zamanda obezite, uzun süreli immobilizasyon ve oral kontraseptif kullanımıyla da ilişkilidir.

  • Aktif enfeksiyonlar (Ateş ve sistemik semptomların eşlik ettiği durumlarda, tam iyileşme sağlanana kadar tedaviye ara verilmelidir),

  • Gebelik ve emzirme dönemi,

  • İlaca veya içeriğindeki yardımcı maddelere karşı aşırı duyarlılık,

  • Organ nakli geçmişi olan hastalar,

  • Biyolojik ajanlar veya diğer güçlü immünosupresiflerle eş zamanlı kullanım,

  • Şiddetli karaciğer yetmezliği.

Böbrek anomalileri, hiperlipidemi, ailede tromboembolizm veya kardiyovasküler anomali öyküsü olan hastalarda JAK inhibitörleri; ilgili branş uzmanlarına danışılarak ve yüksek dikkatle kullanılmalıdır. JAK inhibitörlerine yönelik kontrendikasyonlar sürekli güncellenmekte ve ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir; bu nedenle güncel kılavuzlar yakından takip edilmelidir.

JAK inhibitörü (JAKi) kullanım kararı verildikten sonra, hangi spesifik ajanın seçileceği büyük önem taşır. Bu süreçte, hastaya en yüksek faydayı sağlayacak olan JAKi'yi belirlemek için bütüncül bir yaklaşım sergilenmelidir. Bu nedenle; JAK inhibitörlerinin diğer dermatolojik hastalıklardaki etkinlikleri, dermatoloji dışı endikasyonları, yan etki profilleri ve ilaç etkileşimleri ayrıntılı olarak bilinmelidir.

JAKi seçiminde hasta yaşı belirleyici bir faktördür. Tüm JAK inhibitörleri 18 yaş ve üzerindeki hastalarda kullanılabilirken; 2-18 yaş aralığındaki pediatrik ve adölesan hastalarda barisitinib (veya onay durumuna göre upadasitinib) kullanımı öncelikle değerlendirilmelidir. Hastada atopik dermatite ek olarak komorbiditelerin varlığı da seçimi etkiler; örneğin alopesi areata eşlik ediyorsa barisitinib, psöriyazis eşlik ediyorsa upadasitinib tercih edilebilir.

Ayrıca, JAK inhibitörlerinin yan etki profilleri farklılık gösterir ve advers reaksiyonlar genellikle doza bağımlıdır. Örneğin, akne veya akneiform döküntüler upadasitinib kullanımında daha sık, barisitinibte ise daha seyrek görülmektedir. Bu nedenle, mevcut akne şikayeti olan hastalarda upadasitinib kullanımından kaçınılması ideal bir yaklaşım olacaktır.

JAK inhibitörleri, metabolizma ve ilaç-ilaç etkileşimleri (DDI) açısından da farklılıklar gösterir. Spesifik bir ajan seçilirken hastanın karaciğer ve böbrek fonksiyonlarının yanı sıra eş zamanlı kullandığı ilaçlar titizlikle sorgulanmalıdır:

  • Barisitinib: Organik anyon taşıyıcı 3 (OAT3) inhibitörleri (örneğin probenesid) ile birlikte kullanılmamalı veya doz ayarı yapılmalıdır.

  • Abrositinib: Karaciğerde CYP2C19 ve CYP2C9 enzimleri aracılığıyla metabolize edilir. Bu enzimleri inhibe eden (fluvoksamin, flukonazol, fluoksetin, tiklopidin) veya güçlü bir şekilde indükleyen (rifampisin, apalutamid, efavirenz, enzalutamid, fenitoin) ilaçlarla kombinasyonundan kaçınılmalıdır. Ayrıca, ilk üç aylık tedavi sürecinde aspirin gibi antiplatelet ilaçlarla kullanımı önerilmemektedir.

  • Upadasitinib: Temel olarak CYP3A4 enzimi ile metabolize olur. Bu enzimi baskılayan (ketokonazol, itrakonazol, posakonazol, vorikonazol, klaritromisin) veya güçlü şekilde indükleyen (rifampisin, fenitoin) ilaçlarla birlikte kullanılmamalıdır.

JAK inhibitörleri arasında henüz doğrudan karşılaştırmalı (head-to-head) çalışmalar bulunmadığından, etkinlik farklarına ilişkin veriler ancak farklı klinik araştırmalardaki egzama ve kaşıntı skorlarının (EASI, NRS vb.) dolaylı kıyaslaması yoluyla elde edilebilmektedir. Mevcut veriler ışığında, günlük 30 mg upadasitinib kullanımı, atopik dermatit kaynaklı egzama ve kaşıntı kontrolünde 12-16. haftalarda en yüksek etkinliği sergilemektedir. Bunu, azalan etkinlik sırasına göre şu dozajlar izlemektedir: 200 mg abrositinib, 15 mg upadasitinib, 100 mg abrositinib, 4 mg barisitinib ve 2 mg barisitinib.

Şiddetli vakalarda tedaviye yüksek dozla (örn. 200 mg abrositinib veya 30 mg upadasitinib) başlayıp, hasta tam remisyona (EASI-90) girdikten 12-16 hafta sonra düşük doza geçmek, yan etki riskini (özellikle akne ve enfeksiyon) minimize etmek için en rasyonel yaklaşımdır.

Bu hiyerarşi nedeniyle, özellikle şiddetli atopik dermatit vakalarında upadasitinib veya abrositinib tercih edilmesi önerilmektedir. Ancak bu sonuçların 4-5 yıllık izlem süresine sahip çalışmalardan elde edildiği unutulmamalı; daha uzun süreli klinik verilere ihtiyaç duyulduğu gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır.

Atopik dermatit tedavisinde JAK inhibitörlerinin sistemik kullanımı için genellikle iki doz seçeneği mevcuttur:

  • Abrositinib: 100 mg veya 200 mg

  • Barisitinib: 2 mg veya 4 mg

  • Upadasitinib: 15 mg veya 30 mg

Doz seçimi, klinik tablonun ağırlığına ve hastanın bireysel risk faktörlerine göre yapılmalıdır; kural olarak her durumda mümkün olan en düşük etkili doz hedeflenmelidir. Özellikle 65 yaş üzeri hastalarda, böbrek veya karaciğer fonksiyon bozukluğu olanlarda ve polifarmasi (çoklu ilaç kullanımı) durumlarında mutlaka düşük doz tercih edilmelidir. Önerilen düşük doz ile 4-8 hafta sonunda yeterli yanıt alınamazsa, dozun günlük yüksek doza artırılması düşünülebilir. Doz artışına rağmen yetersiz yanıt alınması durumunda tedavinin sonlandırılması veya farklı bir JAK inhibitörüne geçiş yapılması değerlendirilmelidir. Hastalığın klinik kontrolü sağlandığında, etkinliği sürdürecek en düşük doz ile idame tedavisine geçilmesi önerilmektedir.

Ataklar (flare) veya mevsimsel alevlenmelerle seyreden durumlarda JAK inhibitörlerinin aralıklı (intermitten) kullanımı bir seçenek olabilir. Ancak tedaviye başlama, ara verme veya doz değişikliği kararları kesinlikle hastanın inisiyatifine bırakılmamalı; hekim kontrolünde yürütülmelidir. Ayrıca, bir JAK inhibitörüne yanıtsızlık durumunda başka bir JAK inhibitörüne geçişin (switching) klinik başarısına dair veriler henüz sınırlıdır.

Doz artırımı planlanırken mutlaka şu eşik değerler kontrol edilmelidir:

  • Mutlak Nötrofil Sayısı: < 1000 hücre/mm³ ise doz artırılmamalı, tedaviye ara verilmelidir.

  • Hemoglobin: < 8 g/dL ise tedavi durdurulmalıdır.

  • Lenfosit Sayısı: < 500 hücre/mm³ ise risk artar.

JAK İnhibitörü Tedavisi Öncesi Hazırlık ve Tarama Protokolü

JAK inhibitörü tedavisine başlanmadan önce, hasta seçiminin titizlikle yapılması klinik başarının ve güvenliğin temelidir. Bu süreç şu adımları kapsamalıdır:

  1. Detaylı Fizik Muayene: Hastanın genel sağlık durumu, eşlik eden hastalıkları ve enfeksiyon odakları kapsamlı bir şekilde değerlendirilmelidir.

  2. Laboratuvar Tetkikleri: Tedavi öncesi bazal değerlerin tespiti için gerekli kan analizleri yapılmalıdır.

  3. Tüberküloz (TB) Taraması: JAK inhibitörleri bağışıklık yanıtını modüle ettiğinden, tüberküloz taraması hayati önem taşır.

Tüberküloz Tarama Yöntemleri

  • Tüberkülin Deri Testi (TDT/Mantoux): Bu testin sonuçları; hastanın bağışıklık durumu, TB maruziyet öyküsü ve BCG (Bacillus Calmette-Guérin) aşılama durumu göz önünde bulundurularak yorumlanmalıdır. İntradermal enjeksiyondan 48-72 saat sonra, test alanındaki eritem (kızarıklık) değil, endürasyonun (sertlik) milimetrik ölçümü yapılmalıdır. Belirgin bir risk faktörü bulunmayan bireylerde, yaygın olarak kabul edilen eşik değer ≥15 mm endürasyondur.

  • IGRA (İnterferon Gama Salınım Testi): Kan yoluyla yapılan IGRA testleri, özellikle BCG aşılı bireylerde TDT'ye göre daha yüksek özgüllüğe sahiptir; immünosüprese hastalarda ise duyarlılığı daha yüksektir. Ülkemiz gibi tüberkülozun endemik olduğu bölgelerde bu taramaların yıllık olarak tekrarlanması önerilir.

Tarama testi pozitif sonuçlanan veya latent TB öyküsü bulunan hastalar, mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanına konsülte edilmelidir.

  • Aktif TB Şüphesi: Göğüs röntgeninde şüpheli bulgu olması durumunda; balgam örneklerinde asit-hızlı basil (ARB) yayması ve Mycobacterium tuberculosis kültürü istenmelidir.

  • Latent TB Yönetimi: Aktif enfeksiyon kanıtı yoksa ancak testler pozitifse, latent TB tedavisi başlanmalıdır. Güncel tedavi seçenekleri şunlardır:

    • 3 ay boyunca izoniazid (piridoksin ile birlikte) ve rifampisin kombinasyonu,

    • Veya 6 ay boyunca izoniazid (piridoksin ile birlikte) monoterapisi.

    •  Latent tüberküloz enfeksiyonu varlığında, profilaktik tedaviye başlandıktan belirli bir süre sonra (genellikle 4 hafta) JAK inhibitörü tedavisine başlanması önerilmektedir.

Hepatit B (HBV) Tarama ve İzlem Protokolü

JAK inhibitörü tedavisi planlanan tüm hastalarda; HBsAg, anti-HBs ve anti-HBc (Total) parametrelerini içeren kapsamlı bir Hepatit B virüsü taraması yapılması zorunludur. Tarama sonuçlarına göre izlenecek klinik yol haritası şu şekildedir:

  • HBsAg Pozitifliği (Kronik HBV Enfeksiyonu): Kronik HBV enfeksiyonu kanıtı bulunan hastalar, yüksek viral reaktivasyon riski nedeniyle JAK inhibitörü kullanımından kaçınmalıdır.

  • Anti-HBc Pozitifliği (Geçirilmiş veya İzole HBV Maruziyeti): HBsAg negatif olmasına rağmen anti-HBc pozitifliği saptanan (HBV ile daha önce temas etmiş) hastalarda mutlaka HBV-DNA testi çalışılmalıdır.

    • HBV-DNA Pozitif: Hastada aktif viral replikasyon mevcuttur. JAK inhibitörü tedavisine başlanmamalı; hasta acilen enfeksiyon hastalıkları uzmanı veya hepatoloğa yönlendirilmelidir.

    • HBV-DNA Negatif: Bu hastalar JAK inhibitörü tedavisine başlayabilirler. Ancak, tedavi süresince viral reaktivasyon (HBsAg'nin tekrar pozitifleşmesi veya HBV-DNA'nın saptanabilir hale gelmesi) açısından yakından izlenmelidirler.

    • Anti-HBc pozitif hastalarda, eğer anti-HBs düzeyi yüksekse (>100 mIU/mL), reaktivasyon riski daha düşüktür; ancak risk sıfır değildir. Anti-HBs negatif olan "izole anti-HBc pozitif" hastalar, reaktivasyon açısından en yüksek riskli grubu oluşturur.
    • Anti-HBc pozitif olan ve JAK inhibitörü kullanacak hastalarda "izle ve bekle" stratejisi yerine, özellikle yüksek doz JAKi (örn. 30 mg upadasitinib) kullanılacaksa, tedaviyle eş zamanlı profilaktik antiviral başlanmasını daha güvenli bir seçenek olarak tartışmaktadır.
  • İzlem Süreci: Tedaviye başlanan anti-HBc pozitif hastalarda, tedavinin 3. ayından itibaren düzenli aralıklarla HBsAg veya HBV-DNA takibi yapılmalıdır. İzleme sırasında herhangi bir pozitiflik saptanması durumunda, uygun antiviral tedavi (tenofovir, entekavir vb.) başlanana kadar JAK inhibitörü tedavisine derhal ara verilmelidir.

Hepatit C (HCV) Tarama Protokolü

JAK inhibitörü tedavisi planlanan tüm hastalarda bazal değerlendirmenin bir parçası olarak Anti-HCV (HCV antikor) testi yapılması önerilir. JAK inhibitörleri, HCV replikasyonunu HBV kadar dramatik bir şekilde artırmasa da, immünomodülasyon süreci virüsün karaciğer üzerindeki hasarını hızlandırabilir. Bu nedenle aktif enfeksiyon varken tedaviye başlamamak altın kuraldır.

  • Anti-HCV Pozitifliği: Sonucun pozitif çıkması durumunda, hastanın aktif bir enfeksiyon taşıyıp taşımadığını belirlemek amacıyla mutlaka HCV-RNA (PCR yöntemiyle) testi yapılmalıdır.

  • Aktif Enfeksiyon Yönetimi: HCV-RNA sonucunun da pozitif çıkması, hastada aktif HCV enfeksiyonu olduğunu doğrular. Bu durumda JAK inhibitörü tedavisine başlanmamalı; hasta, güncel antiviral tedavilerin planlanması için vakit kaybetmeden bir hepatoloji ve/veya enfeksiyon hastalıkları uzmanına yönlendirilmelidi

  • Doğrudan Etkili Antiviraller Sonrası Durum: Günümüzde HCV enfeksiyonu, yaklaşık 8-12 haftalık oral antiviral tedavilerle %95'in üzerinde bir başarıyla kür (iyileşme) ile sonuçlanmaktadır. Hastanın HCV tedavisi tamamlanıp HCV-RNA'sı negatifleştikten sonra, JAK inhibitörü tedavisine başlanması genellikle güvenli kabul edilir.
  • Yalancı Negatiflik Riski: Çok nadir de olsa, ileri derecede immünosüprese olan hastalarda antikor yanıtı (Anti-HCV) gelişmeyebilir. Eğer hastada açıklanamayan karaciğer fonksiyon testi bozukluğu varsa, antikor negatif olsa dahi HCV-RNA bakılması klinik bir ihtiyat olarak değerlendirilebilir.

HIV Tarama ve Doğrulama Protokolü

JAK inhibitörü tedavisi planlanan tüm hastalarda, bazal değerlendirmenin bir parçası olarak HIV antikor tarama testi (anti-HIV 1/2) yapılması zorunludur.

  • Tarama Sonucu Pozitifliği: Antikor testinin pozitif çıkması durumunda, sonucun kesinleştirilmesi için mutlaka Western Blot veya benzeri bir doğrulama testi (HIV-RNA PCR gibi) uygulanmalıdır.

  • Aktif Enfeksiyon Yönetimi: Doğrulama testinin de pozitif sonuçlanması, hastada HIV enfeksiyonunun mevcut olduğunu gösterir. Bu durumda JAK inhibitörü tedavisine başlanmamalı; hasta, antiretroviral tedavi (ART) planlaması ve immünolojik takip için ivedilikle bir enfeksiyon hastalıkları uzmanına yönlendirilmelidir.

  • İmmünsüpresyon Riski: JAK inhibitörleri; CD4+ T hücreleri, NK hücreleri ve makrofajların işlevlerini etkileyebilir. HIV enfeksiyonu zaten bu hücre gruplarını hedef aldığı için, kontrolsüz bir HIV enfeksiyonunda JAKi kullanımı fırsatçı enfeksiyon riskini dramatik şekilde artırabilir.
  • ART Altındaki Hastalarda Kullanım: 2026 yılındaki bazı güncel yaklaşımlar, HIV pozitif olmasına rağmen antiretroviral tedavi (ART) altında olan, viral yükü saptanamaz düzeyde ("undetectable") ve CD4 sayısı yüksek olan hastalarda, çok zorunlu hallerde ve enfeksiyon hastalıkları uzmanı denetiminde JAKi kullanımını tartışmaktadır. Ancak genel klinik pratik, aktif HIV varlığında bu ajanlardan kaçınılması yönündedir.
  • İlaç Etkileşimleri (DDI): HIV tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar (özellikle ritonavir veya kobisistat içeren güçlendiriciler), sitokrom P450 sistemini (özellikle CYP3A4) güçlü şekilde inhibe eder. Bu durum, upadasitinib gibi karaciğerde bu yolla metabolize olan JAK inhibitörlerinin kan düzeylerini tehlikeli seviyelere çıkarabilir.
  • Pencere Dönemi Hatırlatması: Hastanın HIV maruziyeti şüphesi taze ise (son 3 ay), antikor testinin negatif çıkması "pencere dönemi" nedeniyle yanıltıcı olabilir. Bu durumlarda testin 3. ayda tekrarlanması veya klinik şüphe yüksekse HIV-RNA PCR istenmesi önerilir.

Herpes Zoster (Zona) Aşılama Protokolü

Tüm JAK inhibitörlerinin (JAKi) klinik çalışmalarında, plasebo ve biyolojik ajanlara kıyasla Herpes Zoster (Zona) gelişme sıklığında belirgin bir artış gözlemlenmiştir. Bu risk artışı nedeniyle, tedaviye başlamadan önce veya tedavi sırasında aşılama yapılması, enfeksiyon riskini ve şiddetini azaltmak için en önemli önlemlerden biridir.

  • Shingrix (Rekombinant, Adjuvanlı, Canlı Olmayan Aşı): 50 yaş ve üzeri yetişkinlerin yanı sıra, immünosüpresyon nedeniyle zona riski artmış 18 yaş ve üzeri bireyler için onaylanmıştır. Standart uygulama, 2-6 ay arayla yapılan iki doz şeklindedir. Ancak hızlı bağışıklık yanıtı gereken durumlarda doz aralığı 1-2 aya indirilebilir. Mümkünse ilk doz, JAKi tedavisine başlamadan en az 14 gün önce uygulanmalıdır.

  • Zostavax (Canlı Zona Aşısı): Rekombinant aşıya (Shingrix) erişilemediği durumlarda bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Ancak koruyuculuğu Shingrix'e göre daha düşüktür ve zamanla azalır. Canlı bir aşı olması nedeniyle, JAKi tedavisine başlamadan en az 4 hafta önce uygulanmış olması zorunludur.

  • 2026 yılı itibarıyla uluslararası rehberler (ACIP, CDC), canlı zona aşısı (Zostavax) yerine Shingrix'i "tercih edilen aşı" olarak konumlandırmaktadır. Bunun nedeni, Shingrix'in immünosüprese hastalarda canlı aşılar gibi yaygın enfeksiyon (dissemine zona) riski taşımaması ve %90'ın üzerinde koruyuculuk sağlamasıdır.

Tedavi Sırasında Aşılama ve Zamanlama Yönetimi JAKi tedavisi başladıktan sonra da aşılama yapılması mümkündür. Dermatoloji pratiğinde, aşının immünolojik yanıtını optimize etmek amacıyla; aşı uygulamasından birkaç gün önce tedaviye ara verilmesi ve aşıdan sonraki 2 hafta boyunca bu aranın sürdürülmesi tavsiye edilmektedir.

  • Canlı Aşı Uyarısı: JAKi tedavisi sırasında ve tedavinin hemen öncesinde/sonrasında canlı aşılardan kesinlikle kaçınılmalıdır. Canlı aşılar, JAKi başlangıcından en az 4 hafta önce tamamlanmalı; tedavi kesildikten sonra ise ilacın yarı ömrüne göre 2-4 haftalık bir bekleme süresinin ardından uygulanmalıdır. AK inhibitörleri, virüslere karşı birincil savunma hattı olan Tip 1 İnterferon (IFN-α/β) sinyalini baskıladığı için, canlı aşı virüsünün kontrolsüz çoğalma riski bulunmaktadır. Bu durum metindeki canlı aşı uyarısının hayati önemini açıklar.

  • Zona aşısına ek olarak, JAKi tedavisi planlanan hastalarda İnfluenza (Ölü aşı), Pnömokok ve COVID-19 aşılarının güncelliği de kontrol edilmelidir. Bu aşıların tümü cansız (inaktif) olduğu için tedavi sırasında da güvenle uygulanabilir.

JAK İnhibitörü Tedavisi İçin Laboratuvar Değerlendirme ve İzlem Protokolü

JAK inhibitörü (JAKi) tedavisine başlamadan önce bazal değerlerin tespiti ve tedavi sürecindeki olası yan etkilerin takibi için aşağıdaki laboratuvar incelemelerinin yapılması zorunludur:

1. Tedavi Öncesi Bazal İncelemeler

  • Tam Kan Sayımı (Hemogram): Özellikle mutlak nötrofil, lenfosit ve hemoglobin düzeylerinin tespiti için.

  • Karaciğer ve Böbrek Fonksiyon Testleri: ALT, AST, Bilirubin, Kreatinin ve GFR ölçümü.

  • Tüberküloz Taraması: TDT (PPD) veya IGRA (QuantiFERON) testleri.

  • Serolojik Tarama: HIV, Hepatit B (HBsAg, Anti-HBs, Anti-HBc) ve Hepatit C (Anti-HCV) taramaları.

  • Lipid Paneli: Bazal total kolesterol, LDL, HDL ve trigliserit düzeyleri.

  • Gebelik Testi: Çocuk doğurma potansiyeli olan kadın hastalar için (Beta-hCG).

  • CPK (Kreatin Fosfokinaz): (Opsiyonel/Önerilen) Özellikle fiziksel olarak aktif hastalarda bazal kas enzim düzeyi. 

2. Tedavinin 1. Ay Sonunda İzlem

  • Tam Kan Sayımı: İlacın kemik iliği üzerindeki erken etkilerini gözlemlemek için.

  • Karaciğer ve Böbrek Fonksiyonları: İlaç metabolizmasına bağlı hepatotoksisite veya renal fonksiyon değişikliklerinin takibi.

  • CPK (Kreatin Fosfokinaz): Özellikle upadasitinib ve abrositinib kullanımında asemptomatik CPK yükseklikleri sık görülür. Eğer hastada kas ağrısı (miyaji) veya idrar renginde koyulaşma yoksa, hafif ve orta dereceli CPK yükseklikleri genellikle tedavinin kesilmesini gerektirmez; ancak hastaya ağır egzersiz sonrası test vermemesi önerilmelidir.

3. Tedavinin 3. Ayında ve Ardından Her 3-6 Ayda Bir Rutin İzlem

  • Tam Kan Sayımı (Diferansiyel ile): Nötrofil ve lenfosit alt gruplarının detaylı takibi. Tedavi sırasında şu değerlere ulaşıldığında tedavinin geçici olarak durdurulması veya doz azaltılması önerilir:

    • Mutlak Nötrofil Sayısı (ANC): < 1000 hücre/mm³

    • Mutlak Lenfosit Sayısı (ALC): < 500 hücre/mm³

    • Hemoglobin (Hgb): < 8 g/dL (veya bazal değerden > 2 g/dL düşüş)

  • Karaciğer Transaminazları ve Böbrek Fonksiyon Testleri: Uzun dönem organ güvenliği için. Enzimlerin bazal değerin 3 katından fazla yükselmesi durumunda, ilaç kaynaklı karaciğer hasarını (DILI) dışlamak için tedaviye ara verilmeli ve tetkikler 1 hafta sonra tekrarlanmalıdır.

  • Lipid Paneli: JAK inhibitörlerinin neden olabileceği LDL ve trigliserit artışlarının izlemi. JAK inhibitörleri tipik olarak tedavinin ilk 4-12 haftasında LDL ve HDL kolesterolü artırır. Ancak bu artış genellikle bir plato çizer ve kardiyovasküler risk oranını (LDL/HDL oranı) anlamlı ölçüde değiştirmez. Eğer LDL kolesterol düzeyleri hastanın risk kategorisine göre hedef değerlerin üzerine çıkarsa, standart lipid düşürücü (statin) tedaviler başlanabilir; bu durum JAKi tedavisini kesmeyi gerektirmez.

Bu izlem süreci; lenfopeni, nötropeni, anemi veya hiperlipidemi gibi laboratuvar değişikliklerine erken müdahale edebilmek adına kritik öneme sahiptir. İzlem sıklığı; hastanın risk profiline, başlangıç değerlerine ve kullanılan JAKi dozuna göre hekim tarafından bireyselleştirilebilir.

Gebelik ve Emzirme Döneminde Kullanım Protokolü

JAK inhibitörlerinin fetal gelişim üzerindeki olası riskleri nedeniyle, gebe kadınlarda ve emziren annelerde kullanımı kesinlikle kontrendikedir. Bu ajanların gebelik ve emzirme dönemindeki güvenlik profili henüz tam olarak netleşmediğinden, çocuk doğurma potansiyeli olan kadınlarda şu protokoller izlenmelidir:

  • Tedavi Öncesi: Tedaviye başlanmadan hemen önce mutlaka gebelik testi (serum Beta-hCG) yapılmalıdır.

  • Tedavi Süresince: Hastalar tedavi süresince yüksek derecede etkili korunma yöntemleri (hormonal kontraseptifler, rahim içi araçlar vb.) kullanmalı ve periyodik olarak gebelik testleri ile takip edilmelidir.

  • Tedavi Sonrası (Arınma Süreci): JAK inhibitörü tedavisi sonlandırıldıktan sonra, ilacın vücuttan tamamen temizlenmesi ve güvenli bir gebelik süreci için aşağıdaki bekleme sürelerine titizlikle uyulmalıdır:

    • Barisitinib: Tedavi kesildikten sonra en az 1 hafta,

    • Abrositinib: Tedavi kesildikten sonra en az 4 hafta,

    • Upadasitinib: Tedavi kesildikten sonra en az 4 hafta boyunca gebelik planlanmamalıdır.

  • Erkek Hastalar ve Üreme Sağlığı: Mevcut veriler, JAK inhibitörlerinin erkek hastalarda sperm kalitesi veya fertilite üzerinde klinik olarak anlamlı bir olumsuz etkisi olmadığını göstermektedir. Ancak yine de gebelik planlayan erkek hastaların bu durumu hekimleriyle paylaşmaları önerilir.

Çocuk ve Ergenlerde JAK İnhibitörü Kullanımı

Atopik dermatit (AD) tedavisinde JAK inhibitörlerinin pediyatrik ve adölesan popülasyondaki kullanım onayları, ilacın türüne ve ilgili sağlık otoritelerinin (EMA, FDA vb.) düzenlemelerine göre değişkenlik göstermektedir:

  • Barisitinib: Atopik dermatit tedavisinde 2 yaşından itibaren kullanımı onaylanmıştır. Ancak barisitinib, AD endikasyonu için ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından henüz onaylanmamış olup, bu onay ağırlıklı olarak Avrupa İlaç Ajansı (EMA) ve Türkiye gibi bölgelerde geçerlidir.

  • Upadasitinib: 12 yaş ve üzeri, vücut ağırlığı en az 30 kg olan adölesan hastalarda kullanımı onaylanmıştır.

  • Abrositinib: Mevcut ruhsatlandırma çerçevesinde genel olarak 18 yaş ve üzeri yetişkinlerde kullanımı onaylanmıştır. Bununla birlikte, bazı ülkelerde ve belirli klinik şartlarda 12 yaş üzerine yönelik onay süreçleri de değerlendirilmektedir.

JAK inhibitörlerinin çocuk ve ergenlerdeki uzun dönem güvenlilik profilini, büyüme-gelişme üzerindeki etkilerini ve immünolojik sonuçlarını değerlendirmeye yönelik klinik çalışmalar halen devam etmektedir. Bu nedenle, kullanım onayları ve dozaj önerileri bilimsel veriler ışığında zamanla güncellenebilir.

  • Büyüme ve Gelişme Takibi: JAK inhibitörleri, büyüme faktörleri ve eritropoetin gibi sitokinlerin sinyal yollarını (özellikle JAK2 üzerinden) teorik olarak etkileyebilir. Bu nedenle, uzun süreli kullanımda çocukların boy ve kilo gelişimi ("persentil takibi") yakından izlenmelidir.
  • Aşılama Takvimi: Çocuk hastalar, yetişkinlere göre daha yoğun bir rutin aşılama takvimine sahiptir. Tedaviye başlamadan önce çocukluk çağı aşılarının (özellikle suçiçeği, KKK gibi canlı aşıların) tamamlanmış olması hayati önem taşır.
  • Psikososyal Etki: Orta-şiddetli AD, çocuklarda uyku bozukluğu ve okul başarısızlığına neden olan ciddi bir hastalıktır. JAK inhibitörlerinin kaşıntı üzerindeki "hızlı" etkisi, bu yaş grubunda yaşam kalitesini hızla artırması açısından büyük avantaj sağlar; ancak "Black Box Warning" uyarıları ebeveynlerle detaylıca tartışılmalıdır.

Yaşlı Yetişkinlerde (≥65 Yaş) Kullanım Protokolü

Yaşlı yetişkinlerde (≥65 yaş), JAK inhibitörleri yalnızca başka bir alternatif tedavinin mümkün olmadığı veya uygun bulunmadığı durumlarda tercih edilmelidir. Bu yaş grubunda, JAK inhibitörlerinin kullanımıyla ilişkili artmış kardiyovasküler riskler (MACE), malignite ve tromboembolik olaylara dair potansiyel güvenlik endişeleri nedeniyle, ilaçların mümkün olan en düşük dozlarda reçete edilmesi önerilmektedir.

Yaşlı yetişkinlerin tedavisinde şu faktörler titizlikle değerlendirilmelidir:

  • Komorbiditeler: Hastanın mevcut kronik sistemik hastalıkları (diyabet, hipertansiyon, kalp yetmezliği vb.) kapsamlı bir şekilde analiz edilmelidir.

  • Polifarmasi: Hastanın kullandığı birden fazla ilacın JAK inhibitörleri ile olası etkileşimleri ve kümülatif yan etki riskleri göz önünde bulundurulmalıdır.

  • Organ Rezervi: Yaşa bağlı olarak azalabilen renal ve hepatik fonksiyonlar, dozaj ayarlamasında belirleyici rol oynamalıdır.

  • Kanser Taraması:Yaşlı hastalarda bazal malignite riski zaten yüksektir. JAKi tedavisi sırasında hastaların rutin kanser taramalarına (kolonoskopi, mamografi, prostat muayenesi vb.) tam uyum sağlaması, olası bir malignitenin erken teşhisi açısından kritiktir.

JAK İnhibitörlerine Bağlı Yan Etkiler ve Klinik Yönetim

JAK inhibitörlerinin (JAKi) kullanımı sırasında gözlemlenen yan etkiler genellikle hafif ila orta şiddette olup, sistemik tutulumdan ziyade yönetilebilir semptomlar şeklinde ortaya çıkmaktadır.

1. Gastrointestinal Yan Etkiler

En sık gözlemlenen gastrointestinal yan etkiler; özellikle abrositinib veya upadasitinib kullanımıyla ilişkilendirilen bulantı ve diyaredir. Bu etkiler doz bağımlıdır ve yüksek dozlarda (örn. 200 mg abrositinib) daha sık görülür. Barisitinib ile bu etkiler daha seyrektir. Genellikle tedavinin ilk günlerinde ortaya çıkan bu semptomlar geçicidir ve tedavinin kesilmesini gerektirmeden kendiliğinden düzelme eğilimindedir. Abrositinib veya upadasitinib ile görülen bulantıyı minimize etmek için ilacın tok karnına veya gece yatmadan hemen önce alınması önerilir. Semptomlar şiddetliyse, kısa süreli anti-emetikler kullanılabili

2. Kardiyovasküler Yan Etkiler

Kardiyovasküler olay (MI, inme vb.) öyküsü bulunmayan atopik dermatit hastalarında bu yan etkiler oldukça nadirdir. Ancak, tedavi öncesinde majör istenmeyen kardiyovasküler olay (MACE) risk faktörlerinin dışlanması, güvenli bir tedavi süreci için elzemdir. Aktif sigara içiciliği, hem kardiyovasküler olay hem de tromboembolizm riskini katlayarak artırır. JAKi adaylarına sigarayı bırakma danışmanlığı verilmesi, ilaç güvenliğini artıracak en kritik girişimdir.

3. Venöz Tromboembolizm (VTE)

Tofasitinib (pan-JAKi) ile romatolojik popülasyonda görülen derin ven trombozu (DVT) ve pulmoner emboli riskleri bir güvenlik endişesi oluşturmuştur. Buna karşın, daha selektif JAK inhibitörleri (abrositinib, barisitinib, upadasitinib) ile tedavi edilen AD hastalarında VTE insidansı oldukça düşük bildirilmiştir.

4. Akne ve Akneiform Erüpsiyon

JAK inhibitörleri, plaseboya kıyasla yaklaşık 3,83 kat daha yüksek akne gelişme riski ile ilişkilidir. Bu döküntüler, atipik bölgelerde görülebildiği ve akne öyküsü olmayanlarda ortaya çıkabildiği için "akneiform erüpsiyon" olarak da değerlendirilmektedir. Vakaların çoğu hafiftir; geleneksel akne tedavilerine iyi yanıt verir ve nadiren doz azaltımı gerektirir. Upadasitinib kullanan hastalarda akne, genellikle doz bağımlı bir yan etkidir. Tedavide sistemik izotretinoin kullanımı yerine; topikal retinoidler, benzoil peroksit veya topikal antibiyotikler (klindamisin vb.) ilk basamakta tercih edilmelidir. Eğer döküntüler kontrol altına alınamazsa, dozun 30 mg'dan 15 mg'a düşürülmesi düşünülmelidir.

5. Nörolojik Yan Etkiler

En sık bildirilen nörolojik yan etki, genellikle tedavinin başlangıcında görülen, hafif şiddetli ve birkaç gün içinde kendiliğinden geçen baş ağrısıdır.

6. Enfeksiyon Riskleri

Güncel çalışmalar; JAKi kullanımı ile ciddi veya fırsatçı enfeksiyon gelişimi açısından dermatolojik endikasyonlar arasında anlamlı bir fark olmadığını göstermektedir. Ciddi enfeksiyon riskini; ileri yaş, uzun hastalık süresi, eş zamanlı glukokortikoid kullanımı ve başlangıçtaki lenfopeni artırmaktadır. En yaygın izlenen ciddi enfeksiyonlar; pnömoni, nazofarenjit, idrar yolu enfeksiyonları, selülit ve herpes zosterdir.

7. Laboratuvar-Klinik İlişkisi (Lenfopeni)

 Ciddi enfeksiyonların çoğu, lenfosit sayısının 500 hücre/mm³ altına düştüğü durumlarda gözlenir. Metinde bahsettiğiniz "ciddi enfeksiyon riski"ni yönetmek için, her rutin kontrolde lenfosit takibi yapılması ve lenfopeni gelişirse tedaviye ara verilmesi hayati önemdedir.

JAK İnhibitörü Kullanımıyla İlişkilendirilen Laboratuvar Değişiklikleri

JAK inhibitörü (JAKi) tedavisi sırasında çeşitli laboratuvar parametrelerinde sapmalar bildirilmiştir. Bu değişikliklerin büyük bir kısmı hafif düzeyde seyretmekte, geri dönüşümlü özellik taşımakta ve nadiren tedavinin kalıcı olarak kesilmesini gerektirmektedir.

  • Hematolojik Değişiklikler: Tedavi sürecinde anemi, lenfopeni, nötropeni ve trombositopeni görülebilmektedir. Bu sitopeniler genellikle doza bağımlıdır ve yakın takip gerektirir.

  • Karaciğer Enzimleri: Alanin transaminaz (ALT) ve aspartat aminotransferaz (AST) seviyelerinde, özellikle yüksek dozlarda daha belirgin olmak üzere geçici yükselmeler saptanabilir.

  • Kreatin Fosfokinaz (CPK) Yüksekliği: JAKi tedavisi sırasında en sık rastlanan laboratuvar değişikliğidir. Genellikle tedavinin erken döneminde ortaya çıkan bu yükselmeler asemptomatik seyretmektedir ve bugüne kadar literatürde rabdomiyoliz vakası bildirilmemiştir. Atopik dermatit hastalarının önemli bir kısmının genç ve fiziksel olarak aktif bireyler olduğu göz önüne alındığında; düzenli egzersizin CPK seviyelerini fizyolojik olarak artırabileceği unutulmamalıdır. Böbrek fonksiyonlarını korumak adına hastalara günlük sıvı alımlarını artırmaları tavsiye edilmelidir. Asemptomatik CPK yükselmelerinde (hasta kas ağrısından şikayet etmiyorsa) genellikle tedaviye ara verilmesi önerilmez. Ancak, laboratuvar kontrolünden önceki 24 saat içinde ağır egzersiz yapılması sonuçları etkileyebilir. CPK değeri bazal değerin 5-10 katına çıkarsa veya hasta miyaji tariflerse tedaviye ara verilerek hidrasyon artırılmalı ve değerler normale dönene kadar takip edilmelidir.

  • Serum Lipidleri: Başta upadasitinib olmak üzere JAK inhibitörleri, serum lipid profillerinde (kolesterol ve lipoproteinler) yükselmeye neden olabilir. Bu artışın uzun vadeli kardiyovasküler risk üzerindeki etkisi henüz netlik kazanmamış olsa da; lipid seviyelerinin ve ek kardiyovasküler risk faktörlerinin düzenli izlemi gereklidir. JAKi kullanımına bağlı lipid artışı genellikle tedavinin ilk 12 haftasında gerçekleşir ve sonrasında plato çizer. İlginç bir şekilde, bu artışa sıklıkla HDL (iyi kolesterol) artışı da eşlik eder; bu nedenle LDL/HDL oranı genellikle stabil kalır. Eğer LDL değerleri hastanın bireysel risk kategorisine göre yüksek kalmaya devam ederse, statin tedavisi eklenebilir.

Ürün etiketleri, kullanılan spesifik ilaca göre başlangıçta ve tedavinin 4-12. haftaları arasında takip önermektedir. Uygulamada standardizasyon ve kolaylık sağlaması açısından abrositinib, barisitinib ve upadasitinib için ortak bir izlem protokolünün benimsenmesi rasyonel bir yaklaşımdır.


Adres: Çakmak Erdem Hastahanesi, Alemdağ Cad. Sezer Sok. No: 3-5 Ümraniye - İstanbul
GSM: 0850 222 0 494
Bu sitedeki bilgiler doktor ya da eczacıya danışmanın yerine geçmez. Sitedeki bilgi, yorum ve görüntüler kişileri bilgilendirme amaçlı olup, tanı ve tedaviye yönlendirme amaçlı değildir.

© 2026 Hakan Buzoğlu.
ByFlash Web Agency