İdeal Kaşlar ve Estetik Analizi

Akne Konglobata (AC), nodulokistik aknenin klinik olarak en şiddetli formudur. Bu tablo; hidradenitis süpürativa, pilonidal kistler ve kafa derisinin dissekte edici selüliti ile birlikte foliküler tıkanıklık zemininde gelişerek 'foliküler oklüzyon tetradını' (dörtlüsünü) oluşturur. AC patogenezi oldukça karmaşık olup; hem ekstrinsik (dışsal) hem de intrinsik (içsel) faktörlerin rol oynadığı çok faktörlü bir etiyolojiye dayanmaktadır. Epidemiyolojik olarak, erkeklerde kadınlara oranla görülme sıklığı hafif bir fazlalık göstermektedir. Klinik olarak AC; birleşerek geniş kitlelere veya plaklara dönüşebilen büyük, pürülan (irinli) nodüller ve apselerle karakterizedir. AC’nin şiddetli klinik görünümü ve sıklıkla geride bıraktığı derin sikatrisler (izler), hastalar üzerinde ağır bir psikososyal yük oluşturarak yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürmektedir. Bu tablo, genellikle konvansiyonel akne tedavilerine dirençli olmasıyla bilinir.

Akne konglobatanın klinik gelişimi halen belirsiz ve birçok faktörden bahsedilmekte.

  • Üç nesil boyunca görülen ailesel akne konglobata vakasından yola çıkılarak genetik faktörlerin rol oynadığı düşünülmektedir.
  • Akne konglobatanın Klinefelter sendromlu hastalarda daha yüksek yaygınlığa sahip olduğu belgelenmiştir.
  • Ciltte epidermal farklılaşma sırasında hücre kaderini düzenler ve kist oluşumuyla ilişkilidir. Notch sinyal yolundaki mutasyonlar insan hidradenitis suppurativasındakilere benzeyen epidermal ve foliküler anormalliklere yol açmaktadır. Ek olarak, γ-sekretaz kompleksi, Notch sinyal kaskadının önemli bir bileşenidir. Yakın zamanda yayınlanan bir çalışmada, hidradenitis suppurativa ve akne konglobata bulunan geniş bir ailede γ-sekretaz kompleksinin bir alt birimi olan NCSTN geninde iki yeni mutasyon tespit edilmiştir.
  • Foliküler tıkanıklık, akne konglobata, hidradenitis süpürativa, pilonidal kistler ve kafa derisinin dissekte edici selülitinde önemli bir tetikleyici mekanizmadır. Ancak her birin kesin patogenezi tam olarak anlaşılamamıştır.
  • Akne patogenezinde rol oynayan bir bakteri olan Cutibacterium acnes'in , akne ile bağlantılı inflamasyonda önemli bir rol oynayabilecek Toll benzeri reseptörlerin (TLR) 2 ve 4 ekspresyonunu artırdığı öne sürülmüştür. Akne konglobata hastalarında hastalık şiddetindeki artış, herhangi bir tedavi alımı, C. acnes'in varlığı ve herhangi bir TLR4 geninin taşıyıcılığı araştırılmış. Herhangi bir TLR4 geni SNP'sinin taşıyıcısı olmanın akne konglobata'ya karşı koruyucu bir rol ile bağlantılı olduğu bulunmuştur.
  • Akne konglobata'lı bir hastanın lezyonundan kültürlenen Cutibacterium avidum varlığı bildirilmiştir.  C. avidum büyük ölçüde ciltte kommensaldir ve deri mikrobiyotasının bir parçasıdır. Ancak fırsatçı enfeksiyonlara neden olduğu gösterilmiştir. Ancak C. avidum veya başka bir bakterinin akne konglobata patogenezindeki rolü, daha fazla çalışmaya ihtiyaç duymaktadır.
  • Bağırsak mikrobiyomunun akne patogenezindeki rolü son zamanlarda ilgi çekici bir konu haline gelmiştir. Ancak özellikle akne konglobata'yı inceleyen hiçbir çalışma bulunamamıştır.
  •  Testosteron gibi anabolik-androjen steroidler, fiziksel performansı artırmak için yaygın olarak kullanılır ve akne konglabataya neden olduğu bilinmektedir.
  •  D vitamini seviyeleri de rol oynayabilir. Yapılan bir çalışmada akne hastalarında 25-hidroksikolekalsiferol seviyelerinin anlamlı derecede düşük olduğunu bulmuştur. Ancak akne konglabata ile D vitamini arasında kesin bir ilişki kurmak için daha büyük çalışmalara ihtiyaç vardır.
  • Akne konglobata, otozomal dominant otoinflamatuar bir durum olan PAPA (piyojenik artrit, piyoderma gangrenozum ve akne) sendromunun bir belirtisi olarak ortaya çıkabilir. PAPA sendromlu bazı hastalarda , pirin proteini ile etkileşime giren ve uygun inflamatuar sinyalleme için gerekli olan PSTPIP1 geninde mutasyonlar bulunur. PAPA sendromunun diğer özellikleri arasında piyojenik artrit ve piyoderma gangrenozum yer alır. PSTPIP1 disfonksiyonu ayrıca PAPASH (piyojenik artrit, piyoderma gangrenozum, akne ve süpüratif hidradenit) ve PASH (piyoderma gangrenozum, akne ve süpüratif hidradenit) sendromlarında da rol oynar.

Akne konglobatanın ayırt edici özelliği, büyük kitleler veya plaklar halinde birleşen şiddetli, irinli iltihaplı nodüller ve apselerdir. Lezyonlar yüzü veya gövdeyi etkileyebilir. Hastaların genellikle hafif ila orta şiddette akne öyküsü vardır ve şiddetli lezyonların ani başlangıcı görülür. Akne konglobata genellikle yaygın, şekil bozucu izlere neden olur ve bu da hasta için önemli bir psikolojik yük oluşturur. Akne konglobatada ateş, artralji, miyalji, hepatosplenomegali, halsizlik ve osteolitik kemik lezyonları gibi sistemik semptomlar gözlenmez. Bu sistemik semptomlar Akne fulminansta ortaya çıkmakta.

Akne konglobata, akne vulgaris tedavilerine sıklıkla dirençlidir.  Ağızdan uygulanan izotretinoin şu anda ilk basamak tedavi olarak kabul edilmektedir.  Akne konglabata izotretionin tedavisinin tartışmalı konuları;

  • İzotretinoin tedavisi sırasında cilt mikrobiyomunda bulunun propionibacterium popülasyonlarının genel olarak azaldığını gösterilmiş. İzotretinoin tedavisinden sonra Propionibacterium topluluğunun tekrar ortaya çıktığı gözlenmiştir. İzotretinoinin "sağlıklı" Propionibacterium toplulukları üzerindeki etkileri tartışılmakta.
  • İzotretinoin akne tedavisinde etkili olmakla birlikte, tedavinin başlangıcında akne fulminans benzeri bir alevlenmeye neden olabileceği iyi bilinmektedir. Bu nedenle tedavinin ilk 3-4 haftasında < 0,5 mg/kg düşük dozlarla izotretionin başlanarak riskin azaltılabileceği öne sürülmektedir. 
  • Akne konglobata ve eşlik eden hidradenitis süpürativa hastalarında akne durumunun kötüleşmesi nedeniyle izotretinoinden tamamen kaçınılması gerektiğini savunmaktadır.

Aminolevulinik asit fotodinamik tedavisi (ALA-PDT), mekanizması tam olarak anlaşılamamış olsa da, akne konglabata için güvenli ve etkili bir etiket dışı tedavi olarak yakın zamanda önerilmektedir.  

Akne konglobatanın inatçı doğası göz önüne alındığında, klinik cevap ve remisyon elde etmek için bir tedavi kombinasyonları önerilmektedir; PDT ile birlikte cerrahi deroofing, karbondioksit (CO2) lazer ve adalimumab ile akne konglobatanın başarılı kombinasyon tedavileri gibi.

Topikal tretinoin ile birlikte CO2 lazer akne konglabata birlikte kullanılmakta.

Son yıllarda biyolojik ilaçlar akne konglobata tedavisinde kullanılmakta. Bunlar içerisinde Tümör nekroz faktörü (TNF) inhibitörleri, akne konglobata ile benzer bir patofizyolojiye sahip olan hidradenitis süpürativa için iyi bilinen bir tedavidir.  TNF inhibitörlerinin dirençli akne konglobata için umut vadeden bir tedavi olduğunu öne süren vaka raporları ortaya çıkmıştır, ancak büyük çalışmalar eksiktir.


Adres: Çakmak Erdem Hastahanesi, Alemdağ Cad. Sezer Sok. No: 3-5 Ümraniye - İstanbul
GSM: 0850 222 0 494
Bu sitedeki bilgiler doktor ya da eczacıya danışmanın yerine geçmez. Sitedeki bilgi, yorum ve görüntüler kişileri bilgilendirme amaçlı olup, tanı ve tedaviye yönlendirme amaçlı değildir.

© 2026 Hakan Buzoğlu.
ByFlash Web Agency